Kobi Finans Dergisi:

“Herşey Eski Haline Dönecek”
Unilever Türkiye, Orta Asya, Kafkasya ve İran Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca, krize, ekonomiye, tüketiciye, hızlı tüketim ürünleri sektörüne, şirket yönetimine biraz farklı bakıyor… Geçtiğimiz yılı, Türkiye pazarında önemli bir başarı grafiği ile kapayarak, içinde bulunduğu bölgede yükselişe geçen Unilever’in yönetim stratejilerinin fırsatlara odaklanmış olması bu durumun en önemli nedenlerinden biri… Misyonlarının “hayata canlılık katmak” olduğunu vurgulayan Karaca, iş dünyasının, topyekün bir şekilde aynı strateji ile hareket etmesi gerektiği görüşünde. Karaca, KobiFinans Dergisi’nin Ekim-Kasım-Aralık 2009 sayısında yer alan özel röportajında Unilever’i başarıya taşıyan yönetim stratejilerini anlattı.
2010'u değerlendirmek için erken bir dönem mi? Siz nasıl bir yıl bekliyorsunuz?
Krizin etkileri gün geçtikçe azalıyor. Dolayısıyla 2010'u değerlendirmek için erken bir dönemde değiliz. Aslında serbest piyasa ekonomilerinde bu tür krizlerin normal karşılanması gerektiğini de düşünüyorum. Bence Türkiye'yi yeni bir süreç de beklemiyor. Böyle dönemlerde büyük resme bakmamız gerekiyor...
Sektörünüz açısından bakacak olursak? İyi bir yıl geçirdiğinizi tahmin ediyoruz...
2008 ve içinde bulunduğumuz dönemin, Unilever ve hızlı tüketim malları sektörü için iyi geçtiğini söyleyebiliriz. Ekonomik kriz ortamında temel gıda maddelerine duyulan ihtiyaç, daha önce hiç bu kadar fazla olmamıştı. Unilever olarak biz ise dünyadaki en büyük 10'uncu bölgeyken 9'uncu bölge konumuna yükseldik. Biz, öngörülerimizi ve planlarımızı devreye sokarak krizden en az zararla çıkmayı başardık. Fabrikalarımızda 2000, merkez ofisimizde yaklaşık 4000 çalışanımızla istihdamda düşüşe geçmedik. Aksine gerektiğinde, üretim fazlalaştıkça eleman alımı gerçekleştirdik. Ancak elbette, tek bir sektörün değer kazanması kalıcı değişim getirmez. Biz tüm sektörlerin zaman· la düzeleceğine ve her şeyin eski haline döneceğine inanıyoruz. Türkiye ekonomisini bir bütün olarak ele almalıyız.
Nasıl?
Elimizdeki fırsatlara ve avantajlara bakalım... Örneğin Türkiye bu yıl çok güzel yağmur aldı. Tarımda büyüme için büyük bir potansiyel var. Türkiye, belki de bunun ihracatına odaklanmalı. Açılabilecek bir pakette insanların refah seviyelerinin artması ve temel ihtiyaç maddelerinin düşürülmesi için, KDV'nin temel gıda maddelerinde düşürülmesi gündeme gelebilir. Deterjanda yüzde 18, gıdada yüzde 8 KDV var, bunların en azından belli bir süre için sıfırlanması zaten geçim ve açlık sıkıntısında olan halkımıza iyi gelecektir.
Sizce, 2010 nasıl geçecek? Pozitif bir yaklaşıma sahip misiniz?
Dünyada ve Türkiye'de krizin sona ermekte olduğunu gözlemliyorum. Dünya piyasalarında gözlenen artış, artık işlerin iyiye doğru gittiğinin önemli bir göstergesi. Talepte azalma var fakat tüketici güven indeksi artmaya başladı. Bu da gelecek için iyi bir işaret. Dolar ve euro'nun seyri kriz dönemindeki gibi değil... 150 dolardan 40 dolara kadar inen petrol fiyatı, 60-70 dolar bandında kalmayı başardı. Bu da tüketimle ilgili doğrudan bir göstergedir. Bana göre artık hem dünya, hem Türkiye olarak krizden çıkmaya başlıyoruz. Zaman kaybetmeksizin kısa, orta ve uzun vadeli planların belirlenmesi ve uygulamaya konulması gerektiğine inanıyorum. Öte yandan, Unilever Türkiye olarak grubumuz da 9'uncu sıraya yükseldiğimizden bu yana dünya liginde oynamaya başladık. Bu da insana ve markalara yatırım, yeni yapılanmalar anlamına geliyor. 2008 yılında 2,1 milyar TL büyüme gerçekleştirdik ve 2010'da da büyümeye devam edeceğiz. Unilever Türkiye markalarının yaklaşık yüzde 80'i sektör lideri. Dolayısıyla biz büyüdükçe hızlı tüketim malları sektörü de büyümeye ve gelişmeye devam edecektir. Piyasaları hareketlendirme misyonunu benimsedik, atılımlarımız sektörde büyük etkiler gerçekleştiriyor. Misyonumuz bu noktada 01dukça başarı gösterdi. Şu an hızlı tüketim sektöründe küçülme yok. Dolayısıyla krizin altından başarıyla kalkmamızdaki en önemli gücün "misyonumuz" olduğuna inanıyorum. Dünyada hızlı tüketim ürünleri pazarının önde gelen firmalarından biri olarak Unilever'in misyonu, "Hayata canlılık katmak".
Büyük resme, sektörlere bakacak olursak, güçlenmek için önerileriniz neler olabilir?
Ekonomik şartların tamamen düzelmesi için bana göre alınacak önlemler şunlar olabilir: Yüksek kurlarla cazibesini kaybetmeye başlayan ithal alımlarımızı bir kez daha gözden geçirip, yerli hammadde ve ara malı arayışını hızlandırmalıyız. Bitmiş ürün ithalatının, yerli üretim alternatifine daha yapıcı ve yaratıcı gözle bak· malıyız. Yeni kurlarla daha rekabetçi ol· maya başladığımız küresel pazarlarda ihracat şansını zorlamalıyız. Türkiye'yi yönetim, ihracat ve Ar-Ge üssü yapmalıyız. Ve en önemlisi krizlerin azalmasını ve yaşanmamasını istiyorsak artık büyüme rakamlarımızı TL olarak söylemeliyiz. Çünkü TL ifadesi önemli bir mesaj. TL'nin değerini bu yolla arttırmalıyız. Unilever Türkiye olarak '2,1 milyar TL büyüdük' ifadesini kullanıyoruz ve bu söylem bizim için krizlerin aşılmasında önemli bir adım. Türkiye bu tür krizlere karşı tedbirli olmak için, dış para ile ilgisi olmayan alışverişte yabancı para kullanımına son vermeli. Örneğin; gayrimenkulde dolarla alım satımın mantıklı bir izahı yok. Yabancı para birimiyle çalışmak yabancı para ihtiyacını arttırır. Ürün fiyatlarını, her türlü maliyet artışına rağmen dayanabilecek en düşük seviyelerde tutmalı, meydana gelecek kar kaybını en az seviyeye indirmek için ciddi tasarruf tedbirlerine gitmeliyiz. Tasarruf tedbirlerini alırken personel azaltılmaması konusuna gereken hassasiyet gösterilmeli. Birim kullanım başına tüketici harcamasını en az seviyeye indirmeli, tüketicimizin durumunu dikkate alarak adım atmalıyız. Bu doğrultuda hem daha büyük, hem de daha küçük boylarda ürün sayımızı artırmalıyız.