Kobi Finans Dergisi:

“İyimser Olmak İçin Erken Bir Dönemdeyiz”
Dünyanın içinden geçtiği ağır krizden sonra, durgunluktan çıkmak ne kadarlık bir süreç içinde mümkün olacak? Dünyanın geleceği eğer yeniden şekilleniyorsa, Türkiye bu tablo içinde nerede? Kısa ve uzun vadede, yeni bir geleceğe hazırlanmak mı gerekiyor? BTD Ekonomik Araştırmalar ve Yaratıcılık Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Tufan Darbaz, KobiFinans Dergisi’nin Ekim-Kasım-Aralık 2009 sayısında yer alan özel röportajında Türkiye’nin ve dünyanın geleceğini değerlendirdi.
Siz bundan sonraki dönemi, yakın geleceği, 2010'u nasıl görüyorsunuz?
Bu soruyu Türkiye ve dünya ölçeğinde ele almak gerekiyor. Ben önce dünya ölçeğinden başlayayım: Bir kaç gün önce, FED'in eski başkanlarından birinin bir demecini okudum: 2009'un 3 ve 4'üncü çeyreğinde Amerikan ekonomisinde bir toparlanma olacağını, ama daha sonra tekrar bir yavaşlamanın geleceğini söylüyordu. Ben de bu görüşe yüzde 100 katılıyorum. Böyle büyük bir fırtınanın yavaşlamasını görmek, zaman alacaktır. 2010'u da böyle değerlendiriyorum. İyimser olmak için çok erken bir dönemdeyiz. Durgunluktan çıkışın çok hızlı olmayacağını düşünüyorum.
Türkiye'ye bakacak olursak?
Türkiye'yi dünyadan ayırmak, bir bakıma mümkün, bir bakıma değil... Türkiye ekonomisi merhum Turgut Özal'dan sonra keskin bir dönüşle, stratejik olarak ihracata dayanan bir büyüme modelini seçti. Tabii o zamanlar, burada kurmuş olduğunuz tesislerin tamamı dış pazarlarla bağlantılıydı. Böyle bir koşul altında, oradaki bir hapşırma, burada nezle yaratıyordu… Dolayısıyla ABD ekonomisinde yavaşlama eğilimi varsa bu Avrupa'yı da, bizi de etkiliyor... Demek ki bizim için iyimser olmak kolay değil. 2009'un kaybedilmiş olduğunu artık herkes kabul ediyor ama bu geç bir kabul oldu. Ben Türkiye, 2009'da yüzde 1 büyüme yakalarsa çok büyük bir şans olur diye düşünüyorum. Kimse analizleri dinlemek istemedi. Ne yazık ki bizdeki kötü alışkanlık, sabah TV'yi açıyorsunuz, 'Veriler geldi, dolar şu oldu, faiz bu' gibi verimliliği olmayan analiz ve yorumları tüm kanallarda izliyorsunuz. Bunun böyle olmaması lazım, yüzeydeki konuşmalar kimse için fayda yaratmıyor. Bir nokta daha var. Bildiğiniz gibi hala, çok çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye'de kayıtdışı ekonomi ağırlıkta ve bu durum, bizim gerçekleri görmemizi de zorlaştırıyor. Bu kadar büyük bir çalkantının, bu kadar dereceli olarak etki etmesinin nedeni de bu. Türkiye'de işsizlik oranı, yüzde 18 mi? Bir ailede en az 3 kişi çalışıyor, bunların hiçbiri kayda girilen faaliyetler değil. Demek ki işsizlik rakamını da birebir doğru bir rakam değil. Belki daha az, belki de daha yüksek.
Peki, sizce tüketimdeki düşüş de devam eder mi?
Batı ülkeleri, krizin çözümü olarak, tüketimin yeniden canlanması için "nakit akışı" yaratmayı seçti. Aksi halde ekonomi dönmeyecekti. Peki, bu model başarılı oldu mu? Dünya ölçeğinde bakarsak kıpırdama oldu, çünkü para yetmiyordu. Ama hala tüketici güveni oturmuş değil. Para var, hatta faizlerin düşmesinden ne kadar bol olduğunu da anlıyorsunuzdur. Türkiye'de de hızla düşüyor. Ama insanlarda hala güven oluşmadı. Bu nedenle yılın son iki çeyrek dönemine umutlu bakıyorlar. Doğrudur, dünyada bir tüketim canlanması göreceğiz. Biz de tüketimi ve borcu, karakter olarak seven bir ülkeyiz. Orada 1 düzeliyorsa, burada 3 düzelir. Atasözü bile olmuş; 'Borç yiğidin kamçısıdır' derler, biz korkmayız. Düzelme nereden başlar diye bakarsak, bana göre konuttan ve gayrimenkulden başlayacak. Zaten ilk inen de konut faizleri oluyor, herkes bunun farkında. İnsanlar konutu bir güven unsuru olarak görüyor. Fon vb. araçlarla pek ilgili olduğumuz söylenemez. Özetle canlanma oradan başlayacak, ilk sinyalleri almaya başladık. Bunu otomotiv takip edecek. Biz zaten çok ciddi bir ihracatçı olduğumuz için, otomotivde canlanmayı hızlı göreceğiz. Sektörde iç pazar da canlanacaktır.