Tom KELLEY - IDEO Genel Müdürü

Kobi Finans Dergisi:

Tom Kelley

"Yenilikçiler, İnsan Sarraflarıdır"

“Tüketiciyi izler, ürün ve hizmetlerinizi doğru analiz eder ve beklentilerinin bir adım ötesine geçerseniz, yenilikçi olursunuz.”

Yenilikçilik… İş dünyasında son dönemde sıkça gündeme gelen bu kavram, bugünün rekabet dünyasında temel başarı unsuru olarak görülüyor. “Büyük balık küçük balığı yutar” deyiminin artık “Hızlı balık yavaş balığı yutar” olarak değiştirilmesinin temel nedeni de yenilikçilik! Çünkü artık en değerli sermayeniz yaratıcılığınız, farklı olanı bulma beceriniz, tüketici ihtiyaçlarını ilk önce görüp, yatırım yapabilme vizyonunuz… Bu yüzden, kimin ne zaman, nasıl bir güce sahip olacağı da belli değil… “Garajlarda”, “evlerde” kurulan firmaların, kısa bir süre içinde büyük gruplara meydan okuduğu sayısız başarı öyküsüne şahit oluyoruz… Peki, yenilikçilik yeni bir icat yapmak mı? Farklı bir iş bulmak mı? Yoksa mevcut olan işe farklı bir gözle bakmak mı? Cevap belki de hepsi!

Müşterileri arasında Procter & Gamble, Pepsi ve Samsung gibi büyük şirketler bulunan, ünlü yönetim gurusu, IDEO adlı danışmanlık şirketinin genel müdürü Tom Kelley, yenilikçilik üzerine yazdığı kitaplarla en çok satanlar listesinde her zaman üst sıralarda yer alıyor. “Yenilikçilik Sanatı” adlı kitabının ardından yayınladığı son kitabı “10 Inovasyon Emri” ile bu kez iş hayatı içindeki insanlık halleri ve bunların yönetilmesi sayesinde nasıl yenilikçi olunabileceğini anlatıyor.

Yenilikçi olmanın en kolay yolunun “Şeytanın avukatı” olmaya izin vermekten geçtiğini iddia eden Kelley, geçtiğimiz aylarda, Management Center Türkiye tarafından düzenlenen 7. Pazarlama Zirvesi için Türkiye’deydi. Kelley, KobiFinans’a özel olarak, yenilikçilik ve değişen iş dünyasını anlattı.

Yenilikçilik son dönemlerde iş dünyasının gündeme taşıdığı en önemli konulardan biri oldu. Yenilikçilik neden bu kadar önemli?

Çünkü günümüzün ekonomik düzeninde hiçbir şirketin yenilikçi olmaktan başka çıkış yolu yok! Firmalar yenilikçiliği bir yaşam biçimi haline getirecek veya er ya da geç bir gün yok olup gidecekler. Zaman içerisinde bazı firmalar küçülecek, bazıları sektör değiştirecek. Yenilikçi olanlar ise daima ayakta kalacak ve büyümeye devam edecek. Bakın birkaç gün önce bir firmanın aracını gördüm. Üzerinde “Inovate or die!” (Yenilen ya da öl!) yazıyordu. Büyük bir firma olmamalarına rağmen, yine de bu gerçeğin farkına varmışlar. Ancak bunu söylerken, şu önemli noktayı da gözden kaçırmayalım: Yenilikçilik; firmanın büyümesiyle sonuçlanan yaratıcılık sürecidir. Yaratıcılık ise yenilikçilik için tek başına yeten bir unsur değildir. Yaratıcı bir fikri işe dönüştürüp fayda yaratamazsanız, yenilikçi olduğunuz söylenemez.

Peki, bunu başarabilmek için ne yapmak gerekiyor?

Aslına bakacak olursanız, yapılması gereken tek şey tüketiciyi izlemek! Onu izler, ürün ve hizmetlerinizi doğru analiz eder ve beklentilerinin bir adım ötesine geçerseniz, yenilikçi olursunuz. Yeni bir gelişimi doğru öngörmüş, ürünü iyi hazırlamış olabilirsiniz. Belki de ürününüz, sonsuza dek var olmaya devam edecek özelliktedir; bu da olabilir. Ancak büyümek, dükkânınızdaki tüketiciyi kaybetmemek, ona daha çok ürün satmak istiyorsanız; onun neyi/neden/nasıl istediğini bilmeniz gerek. Bir başka deyişle, bir “insan sarrafı” değilseniz, tüketicinizi anlamıyorsanız, o da başka bir firmadan alışveriş yapar.

Niş alanlarda faaliyet göstermek, yatırım yapmak, yenilikçilik içinde doğru bir adım olarak değerlendirilebilir mi?

Aslında her şeyden bir “niş sektör” yaratabilirsiniz. Fikrinizi bir ürün haline getirip, tüketiciye her şeyi sunabilirsiniz. Sonuç olarak, yegâne pazar; “bire bir pazar”dır, tüketiciyle yüz yüze kaldığınız andır. Eğer ürününüzü “özel” hale getirebilirseniz, neden olmasın? Örneğin; niş pazarda yer almamasına rağmen Dell Bilgisayar bu hissi yaratmayı başardı. Bu noktada şunun da altını çizmek gerek: Günü kurtararak böyle bir sektör yaratamazsınız. Uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Yatırım yapmak istediğiniz işte, öncelikle büyük bir yükseliş potansiyeli görüp, uzun vadede dengeli büyümeyi planlamalısınız. Bunun yanında, tüketim trendlerini de dikkatle izlemeli, tüketicinin nabzını tutmalısınız. Ama unutmayın: Büyümek isteyen bir işadamıysanız, bütün bunları tek başınıza yapmanız imkânsız! Arkanızda yaratıcı ve yenilikçi bir ekip olmalı!

Bütün bu anlattıklarınız, her geçen gün daha da zorlaşan bir pazar oluşumunun sinyallerini veriyor…

Evet, iş dünyasında radikal bir değişim söz konusu. Tabii herkes bu değişimi kendi iş alanına göre değerlendirecek. Ancak doğru noktayı görebilirseniz, fırsatları yakalamak, kazanmak ve büyümek hiç de zor değil. Örneğin bundan 15 yıl önce internet de bir niş sektördü. Ama bugün herkes interneti bir biçimde kullanıyor, onun üzerinden kazanç elde ediyor. Dolayısıyla; paranın yönünü niş sektör yatırımcılarını izleyerek öğrenmek mümkün.

Peki, bunun kolay bir yolu var mı?

Kolay ya da zor olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama doğru yolun ‘şeytanın avukatı’ olmaktan geçtiğini düşünüyorum. Hayatın her alanında, yenilikçi olmak için biraz da olsa böyle davranmakta fayda var. Şöyle bir düşünün: Neredeyse bütün iyi fikirler, konseptler ve planlar onlardan çıkıyor! Yaratıcı, yenilikçi ve içinde en azından bir tane şeytanın avukatlığını yapacak birinin olduğu bir ekiple, iş dünyasında sırtınızın yere gelmesi imkânsız.

Son kitabınız olan 10 İnovasyon Emri’nde insanın hayatında birden fazla yüzü olduğunu ve başarılı olmak için bu yüzleri doğru kullanmamız gerektiğini söylüyorsunuz…

Bu kitabın adında “yenilikçilik” olmasına rağmen, insanın “halleri” üzerine bir kitap yazmayı amaçladım. Bence, bir işadamı öncelikle bir “antropolog (insanbilimci)” olmalı. Benim en çok sevdiğim rolümün de bu olduğunu söyleyebilirim. Bu rol, yalnızca iş hayatımız için değil, özel hayatımız için de müthiş bir katkı yaratıyor. Insanlar, farklı zamanlarda, farklı roller üstlenirler. Örneğin, antropolog olmanın dışında ben aynı zamanda ebeveynlerimin çocuğuyum, ağabeyimin kardeşiyim, eşimin kocasıyım, çocuğumun babasıyım… Iş sırasında, oğlum beni aradığı zaman işadamı rolümü kapatıp baba rolümle telefonumu açıyorum. Konuşma şeklimi değiştiriyorum, duygularım değişiyor, ilişki kurma şeklim değişiyor. Çünkü o benim oğlum; iş ortağım ya da çalışanım değil. Bazı insanlar günlük hayatında bile bir yönetici gibi davranır. Işte bu ayrımları doğru yapabilmek için, mutlaka antropolog olmak gerekiyor. Böylece, uzmanlıklarınızı ayırt edebiliyorsunuz ve kendinizi çok daha fazla geliştirebiliyorsunuz.

Yaptığınız konuşmalarda ve kitaplarınızda, firmalara rakiplerinden en az 2 kat daha hızlı koşmaları gerektiğini söylüyorsunuz. Herkesin diğerlerinden 2 kat daha hızlı koşması mümkün mü?

Evet, ben rakibimden 2 kat hızlı koşmaya çalışacağım. O da benden 2 kat daha hızlı koşmaya çalışacak. Sonra ben de ondan… Bu böyle devam edecek. Firmaların yüzleşmesi gereken bir gerçek bu! Gillette gibi, yakın zamanda Türkiye pazarına girme planları yapan Alman perakende firması Tchibo gibi… Bu konuda başarılı örnekler var. Mümkün olanın en iyisini, en mükemmelini hedeflemek ve gerçekleştirmek gerekiyor. Ancak bu da yeterli değil. Aynı zamanda, “mükemmelin de ötesine geçmek için”, çalışmaya ara vermeden devam etmek gerekiyor. Bence bu, hayatın doğasıdır!