Dr. Ömer ARAS - Finansbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

Kobi Finans Dergisi:

Ömer Aras

KOBİ’ler Türkiye’nin Geleceğinde En Önemli Güçtür

Gelişen dünya içerisinde, Türkiye büyük fırsatların olduğu ve KOBİ’Lerin bel kemiğini oluşturduğu bir ekonomik yapıya doğru gidiyor. KOBİ’ler fırsatlardan en önemli payı alacak.

Finansbank Kobi Bankacılığı 5. yılını kutluyor... Türkiye’de bankacılık sektöründe, "Kobi Bankacılığı" bölümünü kurarak, bir genel müdür yardımcılığı altında toplayan ilk banka Finansbank oldu. Anadolu’da, sahada bankacılık yaparak, KOBİ’lerin ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda ünün ve çözüm geliştirildi, "KOBİ"lere özel danışmanlık" ilkesini benimsendi. Bankacılık sektörüne ilham veren bir vizyonu hayata geçiren Finansbank, bu güç ile yenilikleri birbiri ardına hayata geçirerek, öncülük yapmaya devam ediyor.

Finansbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Aras ile dünyanın ve Türkiye’nin ekonomik geleceğini, bu gelecekte KOBİ’lerin rolünü konuşurken, 5 yıllık "Kobi Bankacılığı"ndaki başarı öyküsüne de bir bakış attık.

Dünyada ve Türkiye’de, ekonomik ve sosyal anlamda hızlı bir değişim yaşıyoruz. Bu yeni dönemi siz nasıl yorumluyorsunuz?

Bu soruya yanıt veremek için, öncelikle dünyadaki değişimi ele alalım. Son 100 yıla baktığımızda, hızı giderek artan bir değişim yaşandığını görüyoruz. Bu durum, özellikle son 10 yılda baş döndürücü bir noktaya ulaştı. Ekonomiler açısından düşündüğümüzde de çok önemli bir dönemdeyiz. Değişime uyum sağlamak, çok kritik bir avantaj haline geldi. Bir diğer husus, nüfus ve demografik değişim. Dünya nüfusu arttı. Bunun etkilerini gerek ekonomik, gerek sosyal hayatta büyük ölçüde göreceğiz; gelişmeleri doğru değerlendirmek gerekiyor. Küresel sorunlar artıyor, dünya artık bunca insanı taşımakta zorlanıyor. Demografik değişimlere baktığımızda ise zenginleşen dünyada insanların artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarını görüyoruz. Herkes her şeye sahip olmak istiyor! Diğer taraftan, dünyanın doğal kaynakları azalıyor. Bu resimden yola çıkarak, daha ileriye baktığımızda, yeni ekonomik düzeni de farklı yorumlamamız gerektiğini görüyoruz. Örneğin ben, yakın gelecekte "doğa dostu" ekonomilerin ve şirketlerin ön plana çıkacağını düşünüyorum. Hatta bu alandaki düzenleyici kurumların, sivil toplum kuruluşlarının rolü artacak ve işletmeler üzerinde çok ağır bir baskı oluşturacaklar. Tüm bunlara ek olarak, telekomünikasyonun gelişmesi, herkesin her şeyden haberdar olması da ekonomik etkenlerden biri haline geldi. Türkiye de tüm bu küresel değişimlerden payını alacaktır. Kendi yakin geçmişimize baktığımızda da son 10 yılda müthiş hızlı bir gelişme yaşandığını görüyoruz. Bu hızın daha da artarak devam edeceğini düşünüyorum.

Böyle bir değişimde, KOBi’ler için de iş "fırsatlarının ve büyüme olanaklarının arttığını söyleyebilir miyiz?

Elbette! Bununla ilgili bir gelişmeyi daha aktarmak isterim. Dünyada BRIC (Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin) adını taşıyan, 4 ülkeden meydana gelen bir oluşum var. Bu ülkelerin dünya ekonomisi üzerindeki etkisi ve gücü artıyor. Türkiye ise 5. ülke konumunda. Böyle gelişen bir dünya içerisinde, Türkiye, çok büyük fırsatların olduğu ve "KOBİ’lerin bel kemiğini oluşturduğu" bir ekonomik yapıya doğru gidiyor. Büyük fırsatlar yakalayacağız. KOBİ’ler de bu fırsatlardan en önemli payı alacak.

Sektörel açıdan değerlendirecek olursak, bu fırsatların açılımları hakkındaki öngörüleriniz neler?

Türkiye’nin sahip olduğu özelliklerinden kaynaklanan bir rekabetçi konumu var. Bugün hizmet sektörü ön plana çıkmış durumda. Bu alandaki büyümenin devam edeceğini ön görüyorum. Tarım da son derece önemli ve ne yazık ki Türkiye’de şimdiye kadar ihmal edilmiş bir sektör oldu. Geleceğe dönük olarak, tarım ve tarıma dayalı gıda sektörüne yapılacak yatırımların KOBİ’ler açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Turizm, bulunduğumuz coğrafi konum nedeniyle zaten rekabetçi bir durumda ve burada da gelişimin süreceğini ümit ediyorum. Enerji de yapılan yatırımlarla, yan sanayisini yanına alarak gelişecek. Sektördeki büyük oyuncuların satın aldığı ürünleri üreten KOBİ’lerin önem kazanacağını düşünüyorum. Bu noktada, yapılacak yatırımlar açısından, yalnızca hidroelektrik santrallerini vb. düşünmeyelim. Örneğin enerji tasarrufuna yönelik üretim yapanlar da bu kapsamda düşünülmelidir. Küçük bir yalıtım malzemesini üreten bir KOBi de aynı sektörde faaliyet gösteriyor demektir. Öte yandan, Türkiye büyük bir coğrafyaya sahip, ekonomik aktivite ve canlılığın korunması için ulaşım ve lojistik sektörü de daha çok gelişecek. İthalat ve ihracatımız artıyor. Teknolojide yapılan yatırımlar da kesinlikle ihmal edilmeyecek bir konudur. Bu alanda da oldukça iyi gelişmeler ve yatırımlar var.

Türkiye bu yılın ilk yarısını seçim gündemi ile geçirdi. Kalan yarısının önemli bir bölümünde ise yeni hükümet ve izleyeceği politikalar ön planda olacak. Seçim dönemlerinin, ekonomide her zaman i yıla yayılan bir etkisinin olması sizce doğru mu?

Seçim döneminde ekonomiler bir açıdan hızını ve canlılığını korur, yapılan tüketim harcamalarında önemli bir kısıtlama yaşanmaz. Bence, tüm işletmelerin, seçimlerden bağımsız olarak aldığı riskleri çok iyi analiz edebilmesi gerekiyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, şirketlerin kendi bünyelerinde karlı ve sürdürülebilir bir büyüme yakalamalıdır. Böyle dönemlerde piyasalarda birtakım hareketlenmeler, dalgalanmalar olabilir. Örneğin kur, faizler oynayabilir. Bunları minimize edecek politikaları üretmek ve hassas bir şekilde uygulamak gerekiyor. Dolayısıyla kendimizi dalgalanmalara karşı koruyacak şekilde yönetmeliyiz.

Finansbank’ın Kobi Bankacılığı’ndaki uygulamaları yurtdışında da büyük ilgi görüyor…

Türkiye’ye gelen yabancı bankalar, Türkiye’deki bankacılık sektöre gerek ürün geliştirme, gerek teknolojik altyapı, gerek insan kayn daha önde olduğunu görüyor. Dolayısıyla Türk bankacılık sistemine baktığımızda, evet; bizdeki uygulamaları, en iyi örnekle de hayata geçinmek istediklerini ifade ediyorlar.

Finansbank, "KOBİ’lere özel danışmanlık" misyonunu da yaratan ilk banka oldu. Bu misyon, sektörde yeni bir dönem açtı...

KOBİ’lerin ihtiyacı yalnızca kredi değil. Biz KOBİ’leri yalnızca bir kredi müşterisi değil; aynı zamanda bir partner olarak konumlandırdık ve ürünlerimizi de buna göre planladık Sektör, segment hatta coğrafi konum bazında birçok özel ürün yarattık Aynı zamanda müşterilerle her zaman bire bir ilişkiler kurarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde toplantılar, roadshow’lar düzenledik Hem KOBİ’leri tanımaya, hem de kendimizi onlara anlatmaya çalıştık Bu ikili iletişimden birçok fikir ortaya çıktı.

Türk ekonomisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Tek kelimeyle "çok parlak" görüyorum. Türkiye’de büyük bir dinamizm var. Çok istekli, heyecanlı ve yaratıcı bir gençlik var. Ben onların çok başarılı olacağını düşünüyorum. Bugün Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda, ’Alınır mı, alınmaz mı?’ diye düşünülüyor. Ben gelecekte AB’ye girmek konusunda Türkiye’nin karar vereceğini düşünüyorum. Evet, bu kadar iyimserim! Ama şunu da unutmayalım: Türkiye’nin çok iyi yönetilmesi lazım. Siyasi istikrar ve yönetim her şeyin önündedir. Yabancı yatırımları da ’Ülkemizi satıyoruz’ gibi değil, ’onların Türkiye’de yapmış olduğu yatırımın verimliliğinden istifade edeceğiz’ şeklinde görmek gerekiyor.

Buradan Finansbank’a ve Kobi Bankacılığı’na geçmek istiyoruz. 5 yıl önce, sektörde bir ilki gerçekleştirerek başlatılan "Kobi Bankacılığı"nın çıkış noktası neydi?

Türk ekonomisi uzun süre yüksek faiz ve enflasyonla yaşadı. Bu dönemde en büyük kredi ihtiyacı devlet kesimindeydi. Dolayısıyla bankalar, hazine bonosu satın alarak devleti finanse ettiler. Bunun yanında, özel sektörün finansman ihtiyacının karşılanması için de kurumsal bankacılık hizmetleri verildi. Özetle, büyük bir ölçüde, kısa vadeli sermaye ihtiyaçları ve dış ticaret faaliyetlerinin finansmanına yönelik bankacılık yapıldı. Daha sonra, yeni ekonomik yapılanmayla birlikte enflasyon ve faizler düştü. Kaynakların Türkiye’ye akması ile likidite fazlası oluştu. Bankalara diğer segmentlerde de kredi verme imkanı doğdu. Bunu önceden gören bankalar biraz daha ön plana çıktı. Biz de geçmiş 5 yıla baktığımızda doğru kararlar vermiş olduğumuzu görüyoruz. KOBİ’ler, az önce sözünü ettiğim nedenlerden dolayı bankacılık sektörü tarafından ihmal edilmişti. Ama ekonomik konjonktördeki gelişme bu segmentin ortaya çıkacağını gösterdi. Biz kendi işletme anlayışımıza da paralel olarak, bu konuya odaklandığımızda, Türkiye’de Kobi Bankacılığı’nı ayıran ve yeni bir genel müdür yardımcılığı altında toplayan ilk banka olduk Bu, o dönemde son derece önemli ve cesur bir adımdı. Bugün Finansbank’ın Kobi Bankacılığı’nda geldiği nokta, bunun doğru bir adım olduğunu ve başarıyı getirdiğini gösteriyor. Başarımız gelecekte de devam edecek.

Yılsonuna kadar 400 şubeye ulaşmayı hedefliyorsunuz. Bu büyüme içerisinde KOBİ’lerin rolü nedir?

Şu an, şube sayısında 350’ye yaklaştık Bizim Kobi Bankacılığı’nda büyümemiz, göreceli olarak Kurumsal Bankacılık’tan daha hızlı gelişiyor. Çünkü bu, önü daha açık bir segment. Biz, toplam kredilerin yaklaşık yüzde 25’inin KOBİ’ler tarafından kullanılacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla yeni şubelerimiz de bireysel bankacılık ve Kobi Bankacılığı ağırlıklıdır. Ana amacımız, Kobi Bankacılığı’nda ve Bireysel Bankacılık’taki etkinliğimizi artırmak olacak.