Lütfü KÜÇÜK - Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Başkanı

Kobi Finans Dergisi:

Lütfü Küçük

“KOBİ’ler Akşamdan Sabaha Değişebilir”

İçinden geçtiğimiz dönem, hiç kuşkusuz, KOBİ’ler için, çok daha zordu… Kimileri vites değiştirip, temkinli hareket ederek, bu yılı kendine dönme, süreçlerini inceleme ya da eğitime odaklanma dönemi olarak ilan ederken, zorlaşan pazar koşullarında ayakta kalmak, birçok KOBİ için sıkıntılı oldu. Birçok uzman, özellikle denetim ve kontrol mekanizmalarının daha güçlü olacağını, kredi kullanımları eskisi kadar hızlı ve kolay olmayacağını söyledi. Bu nedenle likitte kalmanın önemine dikkat çekildi… Yüksek stokla çalışmayı, müşteriye uzun ödeme vadeleri tanımayı ya da örneğin, yüksek ekipman yatırımı yapmayı bir tarafa bırakmak gerektiği öne çıktı. Ancak Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Başkanı Lütfü Küçük, bu duruma biraz farklı bakan bir sanayici ve işadamı. Böyle dönemlerde KOBİ’lerin esnek yapıları ile hızlı yükselişe geçebildiğinin altını çizerken, artık katma değer yaratan sektörleri ön plana çıkarmamız gerektiğini söylüyor.

Küçük, KobiFinans Dergisi’nin Ekim-Kasım-Aralık 2009 sayısında yer alan özel röportajında KOBİ’lerin ekonomi içindeki kritik rolünü anlattı.

İçinden geçtiğimiz zor dönem, sizce artık bitti mi? Yoksa herşey aslında yeni mi başlıyor?

Kriz bir yılını tamamladı. Adını nasıl koyarsanız, nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Bu uzun bir süreç! Bir de şu açıdan bakalım: Durgunluğa girdiğimizi tespit etmek 4 ay, çıkışı hesaplamak 4 ay sürüyor. Ara­da ne yaşadığımızı bir kenara bırakın, gir­mek ve çıkmak 8 ay! Bunu neden söylüyo­rum? Bizim 1 yıllık, 6 aylık ya da 2 yıllık dönemlere itibar edip, bir görüş oluştur­mamız yanlış bir yaklaşım olacaktır. Her zaman büyük resme odaklanmak gereki­yor. Buradaki kastım ise ülkenin menfaat­leri! Bana 'Borsanın durumu ne olur?' di­ye soruyorlar. Borsa tabii ki, özellikle kı­sa vadede önemli bir gösterge, aksini id­dia etmiyorum. Ama 'Gelin bunları geçe­lim' diyorum. Türkiye yapısal olarak han­gi noktada, özellikle katma değer yaratan sektörler açısından ülke orta ve uzun va­dede ne tarafa, nereye gidiyor, biz buna bakalım.

Peki, siz yeni ekonomik dönemde girişimciliğin, üretimin, sanayinin vb. öne çıkacağı yönündeki yorumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Büyük fotoğraf kesinlikle bu! Bakın, eko­nomilerde dalgalanmalar her zaman olur, olmak zorundadır. Biz şu anda büyük bir "düzeltme dönemi" yaşıyoruz. Büyük olasılıkla dünyanın yaşadığı en büyük krizin içinden geçiyoruz. Tarih sonradan yazılır, içinde bulunduğumuz dönemin tarihini yazanlar da bunları anlatacaktır. Bakıyorsunuz 1991'de Körfez Savaşı, 1994'de iç kriz, 1998'de Asya krizi ile neler değişti... Ortalamaya vurduğumuzda 7 yılda bir kriz dönemine denk geliyoruz. Ama so­nuç olarak, piyasa kendini düzenliyor. Bundan en sağlıklı, en kolay, en az hasar­lı sıyrılan da KOBİ'ler oluyor.

KOBİ'leri büyük resimde önemli bir yere koyuyorsunuz...

Bu soruyu yanıtlamak için, kendi şirke­timden örnek vereyim. 1990'da İngilte­re'den döndüğümde, Türkiye'de KOBİ kavramı henüz ortaya çıkıyordu. 'Biz KO­Bİ miyiz, değil miyiz? KOBİ olunca ne olu­yor? KOBİ olmasak ne olur? Başımıza bir şey gelir mi?' gibi sorularımız vardı. Son­ra bir baktık ki KOBİ olmak, hakikat en güzel bir şey... O zamanlar, bizim şirketi­mizde 15 kişi çalışıyordu, bir nevi atöl­yeydik. Şimdi ise "sanayici" olduk. İhraca­ta yöneldik, kendimizi geliştirdik. Hem ürünlerimizi çeşitlendirdik, hem de ihra­cat piyasasının önde gelen şirketleri ara­sına girdik. Şu anda Avrupa'da kendi alanımızda 2'inci büyük üreticiyiz. Ama ben arkadaşlarıma 'Çok büyümeyelim, esnek ve dinamik, amatör kalalım' diyorum. Bu­nu korumak için ölçüyü büyütmemek ge­rekiyor. Tabii belli sektörlerde bu kaçınıl­mazdır. Ama belli bir noktadan sonra siz işi yönetmiyorsunuz, iş sizi yönetiyor. KOBİ olmak her zaman çok avantajlı. Es­nek yapı hem işe zevk katıyor, hem de bugünkü gibi zor koşullarla karşılaştığı­mızda çok kolay evrim geçirebiliyoruz. Benim 'KOBİ'ler akşamdan sabaha enim geçirir' diye bir iddiam vardır. Hakikaten bunu yaşayıp görmüş bir insanım. Üre­timleriyle, ihracatlarıyla, istihdamlarıyla, Türkiye'nin ekonomisini de onlar ayakta tutuyor.

Peki, 2010 için neler düşünüyorsunuz?

Krizden çıkışın çok hızlı olabileceğine inananlardanım. Bunun en temel nedeni, krizin finans uygulamalarındaki zafiyet­ten çıkmış olmasıdır. Finans piyasalarının çok çeşitli enstrümanlar "icat ederek" bunlarla "olağanüstü bir finans kaynağı", fon yaratmalarıdır. Bazı noktalarda bu fonların karşılığı olmadığı için, çok kolay şişebilenler, aynı şekilde sönebiliyor. Böy­le bir süreç yaşandı. Dünya karşılığı olmayan parayı düzeltiyor. Merkez banka­ları, büyük devletler veya tüketimin çok güçlü olduğu ülkeler, piyasayı paraya boğarak süreci yumuşattı. Şimdi de tahmin ediyorum ki kredi kartı borçları gibi sı­kıntılı konular, Ekim-Kasım döneminde gündeme gelecek. Bunlar halledildikten sonra da tırmanışın ve normalleşmenin çok hızlı olabileceğine inanıyorum.

Bu süreci doğru yönetenler de sanırım 201O'da avantajlı olacak...

Kesinlikle! Çin'e bakın, kendi iç dinamik­lerini devreye alarak dünyadaki küçülme­yi ne kadar güzel tolere etti. Dünyadaki tüm ülkeler inişe geçerken, Türkiye 13,8 küçülürken, bir bakıyorsunuz gelişmekte olan ekonomilerde işler iyi gidiyor. Hiçbi­ri ağlamıyor. Çin; 'Dünya piyasaları daral­dıysa biz bunu yüzde 100 iç kaynağımız­la telafi edemeyiz. Ama hiç olmazsa bu süreçte zararı minimuma indirir yolumu­za devam ederiz' dedi. Nitekim de öyle yaptılar. Peki nasıl? KOBİ'lerle başarıyor­lar. Bugün Çin' in vergi avantajından kredi olanaklarına kadar, KOBİ'lerin omurgasını güçlendirme gayretinde olduğunu görü­yoruz. Bu noktada, KOBİ'lerle ulaşılan üretim ve üretim çeşitliliğinin altını çiziyorum. Eğer üretimi ve sanayiyi mikro dü­zeydeki işletmelere yaymazsanız, esnekli­ği ve sürekliliği de sağlayamazsınız. Bu­nun en önemli örneği son IS yılda İspan­ya'da görüldü. Onlar da KOBİ'lerini güç­lendirerek, ciddi bir kalkınma süreci baş­latıp başarılı oldu. Özetle, KOBİ'ye emek veren, destekleyen, fonlayan, veren her zaman iyi netice alıyor.

Belki de böyle bir dönemde KOBİ destek­lerinin sorgulanması gerekiyor...

KOBİ mantığına ve KOBİ sistemine karşı duran 2 ülke örneği vereyim: Rusya ve Ukrayna! Rusya tamamen eski alışkanlık­larını sürdürerek ekonomisinde dev işletmelere yöneldi. Bu işletmeler, çok büyük üretimler yaptı, bunları tek kanaldan pazarladı. Tabii böyle bir yapı kurduğunuz­da, kısa bir dönemde rekabetçi olabilirsiniz. O dönem içinde de ne yaparsanız ya­parsınız, sonra değişen ekonomiye, tek­nolojiye, eğilimlere ayak uyduramadığı­nız için, uzakta kalırsınız. Ukrayna'ya bakıyorsunuz, dev tesisler, olağanüstü yatı­rımlar, esnek olmayan üretim biçimleri... Başka bir şey yok. Ya çok başarılı oluyor, ya da çözülüp gidiyor. Neden? Çünkü ürünleri, hizmetleri, üretimi, onun birimlerini, teknolojiyi vb. çeşitlendirmek du­rumundasınız.