Thema Dergisi:

Rasyonel akıl tamam. Peki özseziler, duygular nerede?
Olmak istediği yerde duran, tutkuyla bağlı olduğu işlerin “içinde” yaşayan, ruhunun derinliğini zengin renklerle karıştırabilerek kadar “çözümleyebilmiş”, katılaşmamış bir adam Kubilay Tunçer. Bir o kadar esnek, sakin ve dingin... Hayata çokça şey sığdırıp, bizim ifade etmek istediğimiz haliyle, kaosun değer yaratan halini özümsemiş, onunla büyümüş, çeşitlenmiş. Ancak çeşitlenirken, iç huzurunu da kaybetmemiş bir fikir adamı. Belki de “kaosu, olması gerektiği yönetip, nimetlerinden yararlanan biri” desek de yanlış olmayacak... Bunca şey söyledikten sonra, ona neden böyle yaklaştığımızı, satırlar elverdiğince özetleyelim: Psikoloji lisansı ve bilim felsefesi yüksek lisansı (ODTÜ) üzerine, sahne sanatlarına yönelen, ABD'de sahne sihirbazlığına başlayan, Las Vegas, Londra, Sydney, Paris gibi şehirlerde gösteriler yapan bir adam...
Üzerine, senaristlik, oyunculuk, program yapımcılığı gibi alanlara yönelmiş, kitaplar yazmış. Şirketler için sihirle bezenen özel sahne gösterileri düzenlemiş, gün olmuş, sahnede otomobil kaybetmiş... Merkezi Londra'da bulunan ve dünyanın en prestijli konuşmacı ajansı olarak kabul edilen Celebrity Speakers'ın tek Türk üyesi olmuş. Zülfü Livaneli'nin ünlü romanından sinemaya uyarlanan, “Mutluluk” filminin senaryosunu yazmış. Oyuncu Lale Mansur ile birlikte Açık Tiyatro'yu kurmuş, ödüllü “Olağan Mucizeler” adlı oyunu yazmış, oynamış. Bu oyun Edinburgh Festivali'ne katılan ilk Türk oyunu olmuş ve İngilizce olarak sunularak, büyük bir ilgi ile karşılanmış. Derken şirketlere özel eğitimler, danışmanlıklar ve bir de İstanbul Bilgi Üniversitesi MBA programındaki öğretim görevliliği... Akademik çalışmaları da mevcut. Şu an “kaos yönetimi” üzerine çalışıyor... Tunçer ile, kaosu ve hayatını konuştuk...
Çoğu kişi kriz ile kaosun aynı şey olduğunu düşünüyor. Siz nasıl görüyorsunuz?
Kaos teorisinde, evrenin kaotik bir yapısı olduğu ve bu özelliği ile aslında bir bütünün parçası olduğu öğretilir. Bununla ilgili olarak da çok temel önermeler vardır. Bunlardan ilki, basit bir şekilde ifade etmek gerekirse; bir sistemin başlangıcındaki küçük bir değişikliğin, devam eden süreçteki etkileşimi ile birlikte çok büyük farklılıklara neden olabilmesidir. Gördünüz gibi, aslında ispatı çok zor bir önerme... İkinci önerme ise, herhangi bir sistemde, sonsuz sayıda değişkenin olduğunu söylemesidir. Üçüncüsü, değişkenler arasındaki neden sonuç ilişkilerini çözmenin mümkün olmamasıdır. Neden? Sonsuz sayıda değişken faktörü ve bunun yanında, iki değişken arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak teorik olarak imkansızdır. Dördüncü önerme, istikrarlı görünen dönemleri istikrarsız dönemlerin izlemesidir. Beşincisinde ise şu var: Kaotik kırılma gerçekleştiği anda istikrar dönemlerine geri dönülemiyor.
Bunu bir örnekle açıklamanızı istesek?
Kâğıdı ateşe tuttuğunuz zaman ısınır. Bu istikrarlı bir ısınmadır. Alev aldığı zaman ise küle ve dumana dönüşür. Bu da kaotik kırılma noktasıdır. Artık o kül ve dumanı bir araya getirip, tekrar kâğıt haline getirmeniz mümkün değildir. En yalın anlatım da budur.
Bugün, böyle bir dönemi mi yaşıyoruz dersiniz? Ekonomik kriz, kaotik kırılma noktası mıydı?
Bu seferki diğer krizlere benzemiyor. Ama bence göründüğü kadar masum bir şey de değil. Evet, öncelikle, bu durumun, sistemin yapısının kaotik olmasıyla ilişkisi var. Çok büyük finansal aktörler, yani dev oyuncular dışında hiçbir kuruluşun hatta ülkelerin bile bu konuda yapabileceği çok şey varmış gibi gözükmüyor. Bu sıradan bir mali kriz olsaydı, petrol fiyatları bu kadar düşmezdi, düşemezdi. Bu, neredeyse Sovyetler Birliği’nin çöküşünü anımsatıyor. Petrolün varil fiyatı, o zaman da inanılmaz ucuzlamıştı. Talebin arzı karşılamadığı hesaba katılınca, şu anda dünyada yaşanan çalkantı hakkında bazı ipuçlarına sahip olabiliyoruz. Sanırım, sisteme girmeyen, bir şekilde sokulmamış olan paraların sisteme çağırılması gerekiyor. Bununla birlikte, içinde bulunduğumuz kaosun psikolojik boyutu da son derece önemli. Semptomatik tedaviden çok koruyucu hekimliğe yönelmek gibi bir seçenek gözardı edilmemeli. Kişisel görüşüm, 2008 krizinin, temelde, küçükten büyüğe doğru bir servet nakli olduğu. Bu kriz, planlı ve programlı bir hareketti diye düşünüyorum. Dolayısıyla işlevini yerine getirir getirmez tasfiye edilecektir. Çok uzun sürmeyeceğine inanmak istiyorum. İşsizlik açısından yıkıcı olabileceği aklıma geliyor... Bu çok kötü oldu. Verimlilik ve faize ağırlık vermek yerine ekonomiyi gerçek anlamda büyütebilmeliydik. Ama henüz herşey bitmiş değil. Hala bazı fırsatlar vardır, olmak zorundadır. Dünya tarihinde krizlerle birlikte gelmiş olumlu gelişmeler ve fırsatlar vardır. Türkiye için orta ve uzun vadede olumlu birçok sonuç çıkabilir. Ama herşey, her zaman olduğu gibi yönetime bağlı. Son sözü yönetimbilim söyler.
Peki, sizce böyle ortamları yönetebilmek ya da yara almadan çıkmak için, nasıl bir kişiliğe, yeteneğe ya da yetkinliklere sahip olmak gerekiyor? Özellikle yönetim açısından değerlendirecek olursak... Yoksa ‘Şans gerekiyor’ mu demek lazım?
Karar vermek denen şey, rasyonel bir durumdur, neden-sonuç ilişkileriyle gerçekleşen bir süreçtir. Fakat pratik hayata baktığımızda, bugün, herkesin görebildiği gibi, sonsuz sayıda enformasyon altındayız. Bu yüzden de, neden-sonuç ilişkilerini kurmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Tıpkı bugün olduğu gibi... Krizde de bunu yaşadık. Bence en büyük nedeni, ortamın kaotik olması... Peki, o halde ne yapacağız? Ölçme ve tartmayla, yani bildiğimiz anlamda rasyonel akılla karar vermeye alışmışken, ya da düşünce süreçlerini yönetirken, önemli bir yanımızın eksik olduğunu bile bile, nasıl aynı şekilde ilerlemek için ısrarcı olabiliriz? Hayır, olamayız. Tabii ki önsezileri, duyguları, tecrübeleri devreye sokacağız. Bir düşünün: Sevgiyi, inancı, güveni nasıl ölçeceksiniz? Ya tecrübeyi? Kilo ile mi metre ile mi? Bizim üzerinde durduğumuz konu da bu: Onları nasıl ölçülebilir birimlere getirebileceğimiz konusunda kafa yormak. Tekrar geriye gidelim: Dünyada inanılmaz bir hız artışı ve hareketlilik söz konusu. Enformasyon teknolojileri, tarihin hiçbir dönemi ile karşılaştırılamayacak bir hıza ulaştı. Bu da öngörü yapmayı son derece zorlaştırıyor. Bilgi sermayesi dediğimiz şey, gittikçe büyük bir hızla kamuya açık hale geliyor. Bunu yapan da elbette teknolojidir. Evet, dolayısıyla farkı yaratan, insanların alt bilinci olacak. Bu durum, her geçen gün çok daha net olarak ortaya çıkıyor. Bir ekleme daha yapalım: İnsanlar kendilerine sunulan ürün/hizmetlerin bazılarına ilgi gösterir, bazılarına ise bakmazlar bile. Bunun da rasyonel bir açıklaması yoktur. İnsanlar daima aynı gözle, aynı kalitedeki ürünleri seçiyor olsaydı, iş yönetimi denen şey, çok basit bir noktaya indirgenmiş olurdu. Dolayısıyla tüketimdeki fark da, insanın psikolojik dünyasında ya da alt bilincinde verdiği kararlarla şekilleniyorsa, bu sürece de yalnızca rasyonel problem çözme yetenekleriyle yaklaşmak, zayıflığı kabul etmek olacaktır.
Bu yaklaşım kaos ile nerede örtüşür?
Bildiğiniz gibi “iş yönetimi” kavramı 1880’lü yıların sonunda başladı. O sırada, sermaye birikimi dünyada henüz oluşuyordu. Sermayenin yöneticileri, bu dönemde işlerini birilerine devretme ya da delege etme zorunluluğunu ilk kez yaşadılar. Dolayısıyla işlerin delege edileceği profesyonellerin de yetişmesi gerekiyordu. Şimdi ise başka bir noktadayız. Sermaye yalnızca hacmini değil, niteliğini de değiştirdi. Aslında herkesin bir şeye sahip olurken, aynı zamanda kimsenin gerçekten sahip olamadığı sistemleri yönetmek, yine klasik anlamda rasyonel aklın yetmediği bir durum olarak karşımıza çıkıyor. İşte bu soruların en iyi kurcalanacağı yer, kaos kuramıdır diye düşünüyorum.
Peki, örneğin, siz bunu kendi hayatınızda başarabiliyor musunuz? Yani içgörünüzü gerçek hayatla bütünleştirerek yolunuzu çizebiliyor musunuz?
Doğrusunu isterseniz, ben eskiden farklı parçaları bir arada yönetmeyi bir şekilde başarıyordum ama açıkça söylemek gerekirse, şimdi bu pek mümkün değil. Kaptanın iyisi fırtınada belli olur. Tüm dalgaları ya da fırtınaları yönetemezsiniz, siz ancak gemiyi yönetebilirsiniz. Dalgaların ve fırtınanın ne zaman geleceğini, nasıl gerçekleşeceğini ya da hangi koşullar altında oluşacağını öngörmek de çok zordur. Ama gemiyi daha iyi yönetmek ve bunu öğrenmek için, daima fırtına ve dalgalarla haşir neşir olmanız gerekir. Ben kendine bazı hedefler koymuş ve o hedeflere ulaşmaya çalışan bir adam değilim. Hayatı böyle okumuyorum. Ayrıca başarı denen şeye de inanmıyorum. Katiyen taklit değilim. Yalnızca şöyle bir şey yapıyorum; Sevmediğim, istemediğim, canımı sıkan durumları bazen onlardan kaçarak bazen onlarla ilgili algımı değiştirerek yönetmeye çalışıyorum. Fakat burada da rasyonel olmak zorunda olmadığını biliyorum.
Çok değişik iş kolları ile uğraşmanız bunu kolaylaştırıyor mu?
Bence bir insanın yönetim bilimini anlamadan iş yönetmesi ya da psikoloji bilmeden ürün yönetimi yapması mümkün değil. Tiyatro bilmeden, edebiyat bilmeden reklamcılık yapmak da mümkün değil. Bunların hepsi iç içe girmiş şeyler. Şimdi ben üniversite eğitimimi psikoloji üzerine aldım. Yüksek lisansımı ise bilim felsefesinde yaptım. Halen Bilgi Üniversitesi’nin MBA programında ders veriyorum. Ama bunu yaparken de, tiyatro, televizyon, sinema sahne sanatları, sihirbazlık ve edebiyatla uğraşıyorum. Bütün bunların, birbiriyle bir bütün olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan bakınca da hayatta bir kaos göremiyorum. Bir parça ile uğraşırken, fotoğrafın tamamını görebiliyorum.
Bu noktaya nasıl geldiniz?
Bazı şeyler yolunda gitmiyordu. Ben de zayıflık gibi görünen kimi şeylerin, avantajlar içerebileceğini düşündüm. Bu şuna benziyor: 2 metrelik bir basketbolcunun da, 1.60’lık bir basketbolcunun da kendine göre avantajları vardır. Ben de bu noktadan hareket ettim.
Peki iş seçimlerinizi nasıl yaptınız?
Hayatımda devamlı bir şeyler oldu. Bu da belki de kendime dışarıdan bakabilme refleksini erken bir yaşta edinebilmiş olmamdan kaynaklanıyordur. Bir özelliğim varsa, belki de budur. Mesleki anlamda, özel olarak hiçbir şey yapmadım. Benim hayatım, mesleğim oldu. O yüzden, çok param da yoktur benim. Hayatımda cebime giren ilk para, yazdığım bir şeyin parasıydı.
Eğitiminizde de aynı durum mu söz konusuydu?
Lisansta felsefe okumak istemediğim için psikoloji okudum. Çünkü felsefeyi zaten biliyordum, bir de psikolojiye bakayım dedim. Psikoloji lisansı bitince bu kez, felsefeyi gerçekten bilmediğimi anladım ve aniden, tekrar felsefeye geçtim. İnsan her şeyi de bilerek yapmıyor.
Bu bakışınızı ve kaos yönetimini derslerinizde öğrencilerinize de yansıtıyor musunuz?
Dünyanın bugününe ve yarınına geniş ölçekte bakabilecek öğrenciler yetiştirmeye çalışıyorum. Dünyaya bir bakış, kaos kuramı, bilimdeki gelişmeler, insan davranışlarını araştırmaya ve anlamaya yönelik bilgiler... İpucu niteliğinde eğitimler... Yani son derece istikrarlı bir program uyguluyoruz. Kavramların tanımı ile onların gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışmak... En önemlisi bu. Kavramlar kırılgan şeylerdir, onlara incelikle yaklaşmak gerekir. Sözcüklerin kendilerine ait, kocaman bir dünyaları vardır.
Resmin bütününe bakarken şu anki işiniz dışında başka bir işle ilgilenmeyi hiç düşünmediniz mi?
Bana hiç alakası olmayan yerlerden devamlı teklif gelir. Fakat ben “show business” dışında herhangi bir ekip yönetmedim. Dolayısıyla bazı sezgilerim var ama bunları kullanmadım, hayır. Hiç bilmiyorum nasıl olduğunu... Bir de sıkılırdım diye düşünüyorum. Şirketler kar etmek için vardır. Günün sonunda tek değişmeyen gerçek budur. Ama show business’da genel olarak, karlılık kadar itibar yönetimi de önemlidir. Başka takvimler de çok önemlidir. Daha karmaşık bir şeydir. O yüzden seviyorum galiba...
Neden sihirbazlık?
Sihirbazlık, sahne sanatlarının en eskisi olup, en gelişmiş formlarından biridir. Dünyada bu işleri yapan, profesyonel anlamda uğraşan birkaç kişi var. Ama yarı profesyonel ve amatör olarak binlerce kişiyi ilgilendiren koskocaman bir dünya... İnanılmaz bir tarih yaratan, okyanus gibi bir alan... Dolayısıyla devamlı okuyacaksın, bakacaksın yoksa geri kalırsın.
Sihirbazlıkla kaç yıldır uğraşıyorsunuz?
16 yıldır. İlk dönemlerde, tiyatroya yardımcı olabilecek bir şey olarak başladım. Ondan sonra bu dünyanın zenginliğini keşfettim.
Peki, Bu nasıl bir dünyadır? Anlatabilir misiniz bize?
Sihirbazlık, paradokslar üzerine inşa edilmiştir. Paradokslar ise hayat bilginizle mümkün olamayacağını düşündüğünüz bir durumla karşı karşıya geldiğinizde devreye girer. Ve bu sizi şaşırtır. Sihirbazlık da aslında tam olarak budur. Şaşırma deneyimli bir şaşırmadır, alkışlarsınız. Ama parodoksla iş hayatında karşılaştığınız zaman ise hiç sevimli bir şaşırma yaşamazsınız. Tam tersine keyfiniz kaçar, üzülür hatta sinirlerinsiniz. Ama gerçekte paradoks diye bir şey yoktur. Yalnızca enformasyonun dillenmesi ya da yanlış yorumlandırılması denen şey vardır.
Yani aslında algıları yönetiyorsunuz bir anlamda...
Sihirbaz olarak yalnızca algıları yönetmiyorum, manipüle ediyorum. Yani aslında sizin kendi kendinizi kandırabileceğiniz, psikolojik koşullar yaratıyorum. Hayattaki algınızın ve düşünce kalıplarınızın nasıl işlediğini çok iyi bildiğim için, bir adım ilerde olup kolaylıkla algınızı istediğim yere yönlendirebiliyorum. Dolayısıyla çok eğlenceli ve psikolojik temelli bir iş bu.... İnsan algısına aynı tutuyorsunuz.
Sihirbazlığınızın sizin hayatınıza kattıkları nelerdi diye sorsak?
Şeffaflaşma diyebilirim. İnsanların kişilik ve davranış güzelliklerini daha şeffaf görebiliyorsunuz. İnsanlar kendilerini çok kolay göstermemek, kendilerini ele vermemek için özel çaba gösterir. Bu da bana çok komik gelir. Neden olduğunu da anlamam. Sihirbazlık, bana şeffaf görme becerisi kazandırdı.
Sibirbazlar, birbirlerine sırlarını söyler mi?
Bizim alanımızda özellikle paylaşmak üzerine özel bir durum yoktur... Gidersin, görürsün, etkilenirsin, ‘Nasıl oluyor’ dersin. Sonra bir şekilde onun nasıl yaptığını öğrenirsin.
Yani her şey merakla başlıyor?
Tabii bilimde her şey merakla başlar. Asıl kaynak meraktır.
KUBİLAY TUNÇER KİMDİR?
Kubilay QB Tunçer, İstanbul Bilgi Üniversitesi MBA programında öğretim görevlisi. Akademik çalışmalarını “Kaos Yönetimi” konusunda sürdürüyor. Psikoloji lisansı ve bilim felsefesi yüksek lisansı (ODTÜ) yapmış olan Tunçer, sahne sanatları deneyimleriyle akademik çalışmalarını harmanladığı konferanslar veriyor ve şirket eğitimleri / yönetim danışmanlığı faaliyetleri sürdürüyor. Merkezi Londra’da bulunan ve dünyanın en prestijli konuşmacı ajansı olarak kabul edilen Celebrity Speakers’ın tek Türk üyesidir.