Hüsnü ÖZYEĞİN - Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı

Kobi Finans Dergisi:

Hüsnü Özyeğin

Türk KOBİ’lerinin Geleceğine Yürekten İnanıyorum

Ocak 1945’te İzmir’de doğdu. Ailesi eğitimi için Robert Kolej’i seçmişti. Okul dönemi, onlardan uzakta, yatılı bir öğrenci olarak, İstanbul’da geçti. Ardından inşaat mühendisliği eğitimi almak üzere ABD’ye gitmeye karar verdi. Ancak okul masraflarını ailesinin karşılamasını kabul etmedi. Kazandığı bursun yanında, neredeyse okul dışında kalan tüm zamanını, değişik işlerde, durmadan çalışarak geçirdi. Hayatını idame ettirmek için her türlü fırsatı kolluyordu. Ailesinin bir zarf içinde gönderdiği harçlığı ise, başka bir zarfa koyarak geri gönderiyordu. Geçinmek ve yaşamak için sayısız yaratıcı fikri vardı. Yeni işler yaratıyordu. Bu sırada Harvard Üniversitesi’nde iş idaresi mastırı yaptı.

Amerika’dan dönmeden önce 3 kişiye mektup yazdı: Vehbi Koç, Nejat Eczacıbaşı ve Behçet Osman Ağaoğlu. Hiçbirini tanımıyordu. Eczacıbaşı, seyahate giderken mektuplarını yanına alıyordu. Mektubu uçakta okudu, Atina’da, uçaktan iner inmez kardeşi Kemal Eczacıbaşı’nı aradı; "Bu çocuğu çağır konuş, sonra da bana yolla" dedi. İstanbul’a gelir gelmez de ona iş teklif etti. O dönemde "Eczacıbaşı Yatırım Ortaklığı" kuruluyordu. Hatta askerliğini bitirdiğinde bu şirketin genel müdürü olacaktı. Anlaştılar.

O gün Eczacıbaşı ile anlaşma imzalayacağı randevusuna, 15 dakika erken gitmişti. Yolun karşısında gözüne "Çukurova" tabelası çarptı. Okul arkadaşı Mehmet Emin Karamehmet’in burada çalıştığını duymuştu. Onu 16 yaşından beri görmemişti. İçeri girdi, arkadaşını sordu. Karşılaştılar. Biraz sohbet ettikten sonra Karamehmet; “Biz varken sen nasıl başka yere gidersin” diyerek ayağa fırladı. "Söz verdim; yazılı anlaşma yapmaya gidiyorum" diye cevap verdi. Karamehmet hemen bir telefon açtı, Eczacıbaşı’na durum anlatıldı.

Yıl 1974! 29 yaşında, ilk görevi Pamukbank’ın Yönetim Kurulu üyeliği oldu. O güne dek bir bankadan içeriye girmemiş, bir çek veya senet görmemiş, hatta hayatında bir bankada hesap bile açtırmamıştı. Pamukbank’ın Yönetim Kurulu’nda tepkiler hayli sert oldu, o aldırmadı.

Kendi kendine özel görevler üstlendi; örneğin Pamukbank’ın yurtdışı ilişkilerini geliştirmeye karar verdi. Yurtdışı seyahatlerine başladı. O yıllarda müteahhitler hiçbir bankadan teminat mektubu alamıyordu. Pamukbank müteahhitlere teminat mektubu vermeye başladı. Bir yandan da Anadolu’daki Pamukbank şubelerinin sayısını arttırıyordu. Kendi masası gelinceye kadar da Karamehmet’in kendisine verdiği ping pong masasında çalıştı.

Okuduğunuz satırlar, Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin’in hayatından kısa bir kesit… Kendisini ve başarısını anlatmaktan ziyade, çalışmayı ve üretmeyi tercih eden Özyeğin, 20 yıl gibi kısa bir sürede Türk iş dünyasının en önemli gruplarından birini yarattı.

Son günlerde sıkça konuşulan “yenilikçilik” kavramını, daha çocukluk yaşlarında bir yaşam biçimi haline getiren ve iş yaşamını bu felsefe üzerine kurgulayan Özyeğin, 40 yılı aşan iş hayatında, ilk günkü heyecanı ile çalışıyor… Kısa tatiller yapıyor, vaktinin önemli bir bölümünü seyahatlerde geçiriyor, masada olmaktan çok “sahada” olmayı seviyor. Anadolu ise, seyahat programında önemli bir yere sahip… Özyeğin, Türkiye ekonomisini “yakından” takip etmeyi seviyor.

Kendisinin de bir KOBİ olarak iş hayatına atıldığına dikkat çekerken, Finansbank İşletme Bankacılığı’nın kuruluşunda, bu durumun etkisinin büyük olduğunu da söylemekten çekinmiyor…

Bugüne kadar çok az sayıda röportaj veren Özyeğin, KOBİ’ler için, KobiFinans’a özel olarak, tecrübelerini, yönetim anlayışını ve başarısının sırrını anlattı.

20 yıl önce, Türkiye’nin büyük gruplarının çalışmak istediği, en gözde profesyonellerden biriydiniz. Gayrimenkullerinizi satmak gibi birçok riske girerek, girişimci olmayı tercih ettiniz. Bu tercihin nedeni neydi?

Yapı Kredi Bankası’ndan ayrıldığımda 42 yaşındaydım ve önümde uzun bir kariyer olduğuna inanıyordum. 13 yıl boyunca aynı grupta çalışmıştım. Açıkçası Türkiye’de Yapı Kredi Bankası dışında çalışmak istediğim başka bir büyük banka da yoktu. Genel olarak, çok iş değiştirmeyi, grup değiştirmeyi seven bir insan da değilimdir. Bütün bunları düşündüğümde, bir bankayı kurabileceğime, onu başarıyla büyütüp geliştirebileceğime inanıyordum. Bu amaca yöneldiğimde, çok önemli desteklerim de oldu, yalnız değildim. Finansbank’ın kuruluşunda 21 işadamı bana ortak oldu. 3 iş adamı borç verdi. Bu 21 işadamı, bankanın hisselerini nominal değerinin yüzde 50 üzerinde bir farkla aldı. Aslına bakacak olursanız, Finansbank, daha kuruluş aşamasında, bir banka olmasına rağmen KOBİ gibiydi; 300 metrekarelik bir alanda, KOBİ tanımlarına uygun olarak, 24 kişi ile yola koyuldu. Bugün birçok KOBİ’nin genel müdürlük merkezi, bizim ilk ofisimizden daha büyüktür.

Finansbank’ın özellikle İşletme Bankacılığında bu kadar büyümesinin, örnek bir model olmasının, hatta bu alanda yeni bir felsefeyi de hayata geçirmesinin arkasında, biraz da sizin girişimci olmanızın, bir KOBİ gibi başlamanızın etkisi var mıdır?

Çok etkisi olduğunu sanıyorum, hatta bence tamamen bununla ilişkili! Girişimci ruha sahibim, çalışmak benim en büyük hobimdir. Bununla birlikte, ben Türk insanına, Türk girişimcisine çok güveniyorum. Onları yurtdışında da izliyor, inceliyorum. Farklı ülkelerde, sınırlı imkânlarla işe başlayarak, ne kadar başarılı olduklarını görüyorum. Bunu başarmak, özellikle de büyük sermaye gücüne, yönetim yapısına ve tecrübeye karşı rekabet etmek, hiç de kolay değildir. Dolayısıyla onları çok takdir ediyorum. KOBİ’lerin bir gün Finansbank’ın ticari müşterileri, daha ileriki günlerde de kurumsal müşterileri olacaklarına yürekten inanıyorum.

Hayatınızda her zaman zorluklarla mücadele eden ve fırsatları gören, inanılmaz bir bakıl açısına, vizyona sahip olmuşsunuz… Örneğin, Amerika’daki eğitiminiz döneminde, ailenizden destek almak yerine kendi ayaklarınız üzerinde durmayı tercih etmişsiniz. Siz zorlukları seven bir mizaca mı sahipsiniz?

Kesinlikle evet! Benim Amerika’da öğrenci olduğum dönemlerde, henüz yurtdışına döviz gönderilmiyordu. Ailem, her ay 2 kartpostalı yapıştırıp, içine 20 dolar koyarak gönderirdi. Ben de onu geri yollardım. Geçimimi sağlamak için çok işte çalıştım. Dolayısıyla daha çocukluk yıllarımdan itibaren, her zaman zorluğu seven bir insan oldum. 18 yaşımdan itibaren, kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştım.

Fırsatları görmeye başlamanız da aynı yıllara rastlıyor. Çalıştığınız işlerde de fark yaratmışsınız… Bu genetik bir özellik mi? Zekâ mı? Çalışkanlık ya da hırs mı? Yoksa yenilikçilik, bir yaşam biçimi mi?

Söylediğiniz tüm faktörlerin, hayatımda önemli bir etkisi vardır… Benim dedem, annemin babası çok iyi bir manifaturacıydı. O da sıfırdan başlamış bir insandır. Kendi çabasıyla, bugünkü ölçülere göre varlıklı bir insan olmuştur. İzmir’de daha 8 otomobil varken, birisi dedemindi. Hatta Atatürk, İzmir’e geldiği zaman arabasını kendisine tahsis etmişti. Atatürk, İzmir’den gittikten sonra herkes dedeme yollarda selam dururmuş. Dedem arabanın içindeyken Atatürk arabada zannederlermiş. Dolayısıyla, mutlaka bazı genetik özelliklerimiz vardır. İş hayatında yenilikçi olmazsanız geriye gidersiniz. Böyle yaşamaya mecbursunuz.

Hayatınızda yaşadığınız zorlukların, başarınızın altyapısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Elbette! Bakın, yurtdışında bankacılık yapmak kolay bir iş değildir. Bugün Finansbank’ın yurtdışındaki iştiraklerini anlatmaya gerek yok… Finansbank, bu anlamda diğer bankaların çok önündedir. Bunu söylerken, 10 yıl ileride olmayı kastediyorum, 1–2 yılı değil. Bundan sonra, global olmak zorundayız. Aynı şey herkes için, KOBİ’ler için de geçerli değil midir? Büyük ya da küçük olmak, hiç fark etmiyor! Büyük şirketler için geçerli olanlar, KOBİ’ler için de geçerli. KOBİ’ler de Türkiye’de, yurtdışında birtakım fuarlara gitmezlerse, başka ürünleri, yeni gelişen makineleri görmezlerse, üretim yaptıkları işlerde geride kalırlar. Onun için de bankacılığın burada çok önemli bir rolü var, başarılı örnekleri onlara anlatmak gerekiyor.

O halde Finansbank’ın geleceğinde de KOBİ’lerin özel bir yeri var?

Finansbank’da KOBİ’lerle ilgili stratejik bir organizasyon kurmaya, yalnızca onlar için çalışan bir ekip oluşturmaya 2002 yılının sonunda karar verdik. Aradan neredeyse 4 yıl geçti. Bu süre zarfında, KOBİ’lerin toplam krdilerimiz içindeki payı katlanarak arttı; artmaya da devam ediyor. Bugün KOBİ kredilerinde ulaştığımız rakam 2 milyar dolar! KOBİ’lere verdiğimiz kredilerin, 5 yıl sonra Finansbank’ın en değerli portföyü haline geleceğini düşünüyorum.

Finansbank İşletme Bankacılığı, KOBİ’ler için finans kaynağı olmanın yanında, “bilgi kaynağı” olmayı da vaat ediyor…

KOBİ bankası olarak, bunu gerçekleştirmeniz mümkündür. KOBİ’ler birbirleriyle büyük grupların sistemi ile rekabet etmiyor. Örneğin, Antalya’da topraksız domates yetiştiren bir KOBİ’nin işini, diğer bir müşteriye anlatabilirsiniz. Çünkü Türkiye milyonlarca ton domates ihraç ediyor. Pazar payları çok düşük olduğu için birbirlerine destek olmaları, buna da bankacıların aracılık etmesi gerekiyor. Bu açıdan, önemli bir misyon üstlendiğimize inanıyorum.

Söz KOBİ’lerden açılmışken, onlara iş fırsatları vb. konularda tavsiyeleriniz neler olabilir?

Onlara İtalya’yı takip etmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü İtalya bir KOBİ ülkesidir. İtalya’da KOBİ’ler bugün neler yapıyorlarsa, 5–10 yıl önce neler yaptılarsa, nasıl geliştilerse, Türkiye’deki KOBİ’lerin de aynı şeyi yapması gerekiyor.

Finansbank çalışanları için birçok çevrede “ordu” tanımlaması yapılıyor. Bu noktada, liderlik ve yönetimdeki başarınız da çok konuşuluyor. Böyle bir ekip oluşturmayı nasıl başardınız?

Ben Finansbank’ı kurarken, daha önce çalıştığım Yapı Kredi Bankası ve Pamukbank’tan elemanlarımın bir bölümünü getirebilirdim. Ama bunun yerine çok daha genç, tecrübesiz ama gelecekte başarılı olabileceğine inandığım insanlardan bir ekip kurdum. Bu nedenle 8 yıl şube açmadım. Biz 1994 krizinden sonra şube sayımızı artırdık. Çünkü bu krizde aynı zamanda “küçük banka” ve “büyük banka” krizi de ortaya çıktı. Türkiye’de ne yazık ki büyük bankalar küçük bankaların önünü kesti. Biz de büyük bankalar arasında yer almaya karar verdik. Öte yandan, ben 29 yaşında Pamukbank’ın Yönetim Kurulu üyesi oldum. 32 yaşında ise Yapı Kredi Bankası’nın Genel Müdürü’ydüm… Dolayısıyla buradaki arkadaşlarımın da aynı yaşlarda genel müdür olabileceklerine inandım. Benim zekâ düzeyim ya da bankacılık bilgim onlardan fazla değildi! Hatta bazı noktalarda onlardan daha az bilgiye sahip olduğumu bile söyleyebilirim… Pamukbank’ta yönetim kurulu üyesi olduğumda bankacılık hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Amerika’dan yeni gelmiştim, Türkiye’de çek, senet dahi görmemiştim. Açıkçası yalnızca “yeteneklerime güvenerek” Pamukbank’a girdim. Bu nedenle, birlikte çalıştığım arkadaşlarımın, yani takım oyuncularımın hepsi iyi yetişmiş gençlerdir. Dolayısıyla grupta, 28–32 yaş grubunda, tecrübeli ve dinamik, muazzam bir ekibimiz var.

Merkezde olmaktan çok, sahada olmayı tercih ettiğinizi görüyoruz…

Ben bir günde 2–3 bölge müdürü, 2–3 departman müdürü, 2–3 genel müdür yardımcısı, 4–5 müşteriyle konuşmazsam, o gün iş yapmadığımı düşünürüm. ‘Bugün hiç iş yapmadım, boşa geçti’ diye üzülürüm.

Bu yönetim modeli de sanırım biraz önce sözünü ettiğiniz ekip ruhunun oluşması ve hızlı büyümenizdeki en önemli unsurlardan biri…

Benim en farklı özelliklerimden birisi de budur. En uç noktalara kadar kendim giderim.

Şubeleri bile kendiniz arıyormuşsunuz. Bu önemli bir motivasyon yaratıyordur…

Tabii ki onlar da bana piyasa hakkında bilgi veriyorlar, sorunlarını anlatabiliyorlar. Onlarla raporlardan, e-postalardan çok, bire bir konuşmayı tercih ederim. Bu benim için çok önemlidir.

Grubunuzun insan kaynağı iş dünyasında çok gözde… Ekibinizi korumak için özel bir çalışma yapıyor musunuz?

Biz üniversiteye benziyoruz. Hatta bizim bankanın adına “Finansbank Üniversitesi” diyebilirsiniz. Her ay, ekibimizden ortalama 80 kişiyi diğer bankalar transfer ediyor. Bu, yılda 1000 kişi anlamına geliyor. Bu rakam Türkiye’deki orta boyutta 3 vakıf üniversitesinin mezun sayısına eşittir! Finansbank’ın öğrencilerini bütün bankacılar istiyor!

Gidenlere kızıyor musunuz?

Eskiden elemanlarımızı transfer edenlere kızardım. Ama artık kızmıyorum, çünkü bir üniversite haline geldik.

Bunu bir misyon olarak mı görmeye başladınız?

Tabii ki! Birilerinin de bunu yapması gerekiyor.

Finansbank’ın satışı çok konuşuldu. Bu satışın nedenini, bir de KobiFinans okurları için anlatabilir misiniz?

Türkiye’de bankacılık her yıl ortalama yüzde 30 büyüyor. Finansbank’ın Türkiye’deki büyüme oranı ise yüzde 40! Ancak bununla birlikte, yurtdışındaki iştiraklerimiz de bulundukları ülkelerdeki bankacılık sektöründen çok daha hızlı büyüyor. Dolayısıyla onlara yatırım yapmamız, bunun için de sermaye yaratmamız gerekiyordu. Finansbank’daki hisselerimin önemli bölümünü bu sermayeyi yaratmak için sattım. Aslında sorunun yanıtı bu kadar basit!

Bundan sonraki hedefiniz nedir?

Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı olarak bundan sonraki en büyük hedefim, Finansbank’ın büyümeye devam etmesi, Türkiye’nin en saygın ve en iyi hizmet veren bankası olmasıdır.