Ersin PAMUKSÜZER

Thema Dergisi:

Ersin Pamuksüzer

"Kendine dönen insanları hedefliyoruz"

Ersin Pamuksüzer’i Teşvikiye’deki ofisinde ziyaret ettiğimizde, masasının üzerinde ince, uzun bir cam kap duruyordu. İçi pembe ile turuncu arasında bir renkteki sıvıyla doluydu. Meğer bugün, onun zaman zaman uyguladığı 4 veya 7 günlük detoks programlarından birinin ilk günüymüş. Bütün gün hiçbir şey yemeden, yalnızca bu cam kaptaki sıvıyla beslenecek. İçinde ne olduğunu merak ediyorum. Pamuksüzer; “Su, limon, akçaağaç şurubu ve bir kırmızıbiber türü” diyerek formülünü açıklıyor.

24 yıllık iş hayatından sonra kurduğu SAF adlı restoranı ile “pişmemiş yemek” nişine odaklanan, bu nişle birlikte “sağlıklı yaşam tecrübesi” adını verdiği birçok nişi içinde barındıran bir iş modelini kuran Pamuksüzer, işe önce kendisini değiştirerek başlamış. Ericsson Türkiye Genel Müdürlüğü, Turkcell Yönetim Kurulu Üyeliği de dâhil olmak üzere, üst düzey yöneticilikle geçen 24 yıllık iş hayatından sonra, dinlenmek için dünya turuna çıkmaya niyetlenirken, kendisini Tayland’da bulmuş. Orada detoksla yani “arınma” ile tanışmış ve hayatı değişmiş.

Bu deneyimini, bir iş modeli haline getiren Pamuksüzer, The LifeCo şirketini kurarak önce detoks ve yaşam merkezleri açtı. Ardından Türkiye’yi pişmemiş yemek konsepti ile yani besinlerin mineral ve enzimlerinin yok olmaması için 40 derecenin altında pişirildiği özel bir mutfak kültürü ile tanıştırdı. Pamuksüzer bu arada eski alanını da terk etmiş değil. Telekomünikasyon sektöründe de yeni bir niş yarattı. Telefondan kontöre birçok farklı markadaki teknolojik ürün ve hizmet satın alınabilecek, GSM veya su faturası yatırıp, mortgage’a başvurulabilecek, bahis oynanabilecek, gezici bayileri de olacak bir teknolojik mağazalar zinciri kurdu. Bir taraftan “sağlıklı yaşam” nişindeki faaliyetlerini artıran, diğer taraftan da Doğan Grubu ile kurduğu ve “Smile” adını taşıyan bu mağaza zincirini geliştiren Pamuksüzer “niş” ve “niş alanlarda” büyüme stratejilerini anlattı.

Neden tüm kariyerinize aykırı bir yola girip, pişmemiş yemek sektörünü tercih ettiniz?

Örneğin benim içinde olduğum Smile adlı bir dağıtım ağı var. Telekomünikasyon alanında dağınık bir pazar olduğunu gördük ve bu dağıtım ağı projesini hazırlayarak Doğan Grubu ile birlikte pazara girdik. Farklı bir alanda The LifeCo’yu kurduk. Burada çıkış noktamız, sağlıklı ve doğal yaşam arayışı oldu. Ben 2002’de bu alanla ilgilenmeye başladığımda, gördüğüm resim beni şaşırttı: İnsanlar kendi yarattıkları bir dünya içine hapsolmuşlar ve dışarıdaki gerçekleri göremeyecek şekilde körleşmişler. Yani hem beslenmelerinde hem de günlük yaşam biçimlerinde çok yanlış alışkanlıklara sahipler. Örneğin, bir lokanta menüsündeki standart yiyeceklerin yüzde 80’i tamamen şekerin değişik katmanlarından oluşuyor ve hiçbir yararı yok. İnsanlar bunların içinde ömürlerini tüketiyor, doğru bir dünya olduğunu hiç bilmeden ve fark etmeden yaşıyorlar. Bu yalnız Türkiye’de değil, Amerika’da da Avrupa’da da böyle. Ama artık uyanan, sorgulayan insanlar var. Amerika’da organik tarım tüketimi gıda pazarının yüzde 4’üne ulaştı. Avrupa’da ise henüz düşük oranlarda. Ben burada bir açılım gördüm ve şöyle düşündüm: İnsanların barınma, giyinme, yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarını giderdiği dönem bitti. Hem ana ihtiyaçlar hem de sonraki tüketimler tamamlandıktan sonra, bir kısmı çok daha görecesel alımlar yapmaya başladı. Örneğin jean almıyor da jean’in yırtık olanını alıyor. İnsanlar yavaş yavaş, kendisine yönelik, özel bir şeyler yapıyor, kendilerine dönüyor, cilt kalitelerine, beslenme şekillerine, yaşamdaki enerji seviyelerine dikkat etmeye başlıyorlar.

Siz bu yeni eğilime nasıl yanıt veriyorsunuz?

İş felsefemizi, “toplam yaşam tarzı” yönlendirmesi ile insanın kendi var oluş kalitesinin nasıl birkaç puan arttırabileceği üzerine oluşturduk. Çünkü hava kirliliği, su kirliliği, yanlış beslenme, trafik, aklınıza gelebilecek binlerce ruhsal sıkıntı birleşince, ölümlerin yüzde 90’ına neden olan, tamamen yaşam tarzından kaynaklanan hastalıklar ortaya çıkıyor. Bunlar 10 ila 20 sene içinde oluşan hastalıklar. Bizim iddiamız şu: Bir insan bunların oluşması sırasında, örneğin 5. yılında doğal yaşama uygun yaşamaya başlarsa, bunlar belki hiçbir zaman hastalığa dönüşmez. Buradan yola çıkıp, insanlara bu yaşam biçimini tecrübe ettirebileceğimiz ortamlar yaratmayı hedefledik. SAF restoranını, Bodrum’daki arınma merkezimizi bunun için yarattık. İnternet sitemizden ciddi bilgiler aktarmaya çalışıyoruz. Bu konuda e-learning (e-öğrenme) programlarınız olacak. İlk programımızın adı “12 haftada kendini yeniden yarat” olacak.

Bu süreçte nasıl bir şirket yapılanması oluşturdunuz?

Toplam yaşam tarzı yönlendirmesi alanında yalnız Türkiye’de değil Avrupa’da da bir boşluk olduğunu gördüğümüz için örgütlenmemizi buna göre yaptık. Kendimizi bir Avrupa şirketi olarak konumlandırdık. İnternet sitemizi 4 dilde hazırladık. İlk çekirdek örgütlenmemizi Türkiye’de yapıyoruz. Açılacağımız 2. Pazar İngiltere/Londra olacak.

Londra’daki SAF restoranını ne zaman açacaksınız?

Ekim 2007’de açacağız. Şu anda yer bulundu. Londra bu tip trendlere açık zihniyetli bir kent. Bunun için seçtik. Kısacası, biz The LifeCo olarak, insana bütünüyle çözüm getirebilecek bir paket sunmak istiyoruz. Bu paketin içinde kendi yaşamını daha kaliteli hale getirebilecek ürünleri, servisleri, ortamları, bilgileri bulabilecekler. Aynı zamanda İstanbul- Akatlar’da bir “Şehir Yaşam Merkezi” açıyoruz.

Londra dışında yurtdışında hangi merkezlere açılmayı planlıyorsunuz?

Münih’te yerimiz hazır. Mevcut bir şirket var, biz o şirkete ortak olacağız ve şehrin en ilginç binalarından bir tanesinde yer açacağız. Bunu da sonbaharda açabileceğimizi tahmin ediyorum. Cenevre’de de arayışlarımız sürüyor. Hedefimiz, bu yıl Avrupa’da 2-3 tane şehirde olmak. Biz her yerde yerel ortaklarla iibirliği yapıyoruz. Bu işe inanıp bir şeyler yapabilecek insanlara teklif götürüyoruz. Biz büyük ortak oluyoruz.

Aynı zamanda niş bir çalışma ortamı da yarattınız...

Sistem maaş üzerine kurulu değil. Örneğin dünyanı n en iyi detoks uzmanı geliyor, 1 hafta kalıyor bütün bildiklerini öğretiyor. Burası keyifli bir yer değilse gelmez. Bu farkı yaratmak için çok keyifli bir ortam oluşturduk. Tabii bunun sıkıntıları da oluyor. Normalde, klasik iş dünyasında işleri yaparken çok titiz davranabilirsiniz, burada daha esnek olman gerekiyor. Bana gelip, ‘180 yataklı bir otelde Detoks merkezi açacağız’ diyorlar. ‘Kaç kişilik detoks merkezi olacak?’ diyorum, ‘20 kişilik’ diyorlar. O zaman orası detoks merkezi olmaz. Çünkü öncelikle insanların üzerindeki psikolojik etkileri kaldırmak lazım. İlk kez detoks yapacak olan kişi, kebapçıdan kalkıp geliyorsa veya karşısında birisi bir şey yiyorsa yanlış olur. Onun için bu dünya kendine has bir çalışma ortamı ve kendine has bir çalışan zihniyeti istiyor.