İbrahim POLAT - Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı

Kobi Finans Dergisi:

İbrahim Polat

"Bugün Genç Olsam Günde 20 Saat Çalışırdım"

Gözlerinde hala, genç bir girişimcinin sahip olduğu ışık ve enerji var. Hani mümkün olsa, tekrar 16 yaşına dönse, tekrar, aynı basamakları koşarak çıkacak... Başka bir hayat değil, yine Erzurum’dan çıkacak, İstanbul’a gelecek, sanat okulunda okuyacak Önce inşaatlarda, var gücüyle çalışacak, para biriktirecek, bir gün kendi binasını inşa etmenin hayalini kuracak... Nişantaşı’nı sevecek, hatta aşık olacak. İlk inşaatını yaptıktan sonra, tüm hayatını da bu büyülü semtte geçirecek... Girişimcilik heyecanı ile yeni işlere girecek, hatta otelini kurmadan önce, işi her zaman olduğu gibi "mutfağında" öğrenecek.

O İbrahim Polat. İş dünyasının çınarlarından, Polat Holding’in kurucusu, 76 yaşındaki çınar... Sohbet ederken, TV’deki şantiye görüntüsüne gözü takılan, harcın nasıl karıştırıldığını heyecanla izleyen, orada olup yeniden çalışmak isteyen bir girişimci... Bu söylediklerimizden, aktif iş hayatından çekildiğini düşünmeyin. Hala işinin başında, sabah 09.30’da iş başı yapıyor. O üretmeye, yeni projeler geliştirmeye devam ediyor. Tecrübesini genç kuşaklara aktarıyor. Konuşmayı, anlatmayı, paylaşmayı, girişimcilere yol göstermeyi seviyor...

Polat’la "çalışanlarından gizlisi saklısı olmadığı için" kapısını kapatmadığı ofisinde, 60 yılı aşan iş hayatını ve tecrübelerin konuştuk. KobiFinans aracılığı ile KOBi’lere verdiği değeri görüşleri dinledik. Sorularımıza yanıt verirken de kapısı açıktı. Ne sorduysak içinden geldiği gibi, Samimi olarak yanıtlar verdi. Bazen güldük, bazen de duygulandık. Şimdi de sizi, “olduğu gibi aktardığımız” bu sohbete devam ediyoruz.

Nasıl bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiniz?

Benim babam köyün muhtarıydı. Dedem muhtarmış; daha sonra da babam muhtar olmuş. O yıllarda Anadolu’da ne iş yapılır? Muhtarlık, çiftçilik, ziraatçılık... Bu şekilde yaşar gidersiniz. " Biz 5 kardeştik Herkes memlekette çalışıyordu. Aile geçiniyordu. Ama ben 15 yaşında Erzurum’dan İstanbul’a geldim.

İstanbul’a tek başınıza mı geldiniz?

Evet.

Size bu kararı aldıran neydi?

Sanat okuluna gitmek istiyordum. Zincirlikuyu’da bir sanat okulu vardı. Orada inşaat okudum. Baktık ki orada o iş olmuyor, hakiki inşaatlara giriştik Her kademesinde çalıştık... Yapmadığımız iş kalmadı.

Nerede kalıyordunuz?

Dostlarımızın yanında kalıyordum. Kendin pişir, kendin ye! Böyle büyüdük ...

Herkes çalışıyor. Sizi bu noktaya getiren, farklı kılan şey neydi?

Ben çocukken ’Önce okulu bitireceğim, sonra sanatı öğreneceğim’ dedim. İkisini de yaptım. Kalfalığı da öğrendim, ustalığı da... Ama sermaye yoktu. Yavaş yavaş, çok çalışarak para biriktirdim. İnşaatçılık, taşeronluk, müteahhitlik yaptım. Hem gece hem gündüz çalışıyordum. Yapmadığım iş kalmadı. Günde 18 saatten az çalışmıyordum. 5-6 yıl sonra, 4-5 arkadaşla ortak arsa aldık Bu arsaya da kat karşılığı inşaat yaptık.

ilk inşaatınızı nerede yaptınız?

Nişantaşı, Teşvikiye’de.

Neden Teşvikiye?

Ben Nişantaşı’nı seviyordum. Bu zevk, akıl ve dinleme işidir. 1947’de Nişantaşı’na geldik, halen de orada oturuyorum.

Daha sonra da inşaatlarınıza Nişantaşı’nda mı devam ettiniz?

Evet, diğer inşaatları da Nişantaşı’nda yaptık Sonra Kadıköy’e geçtik

O dönemde, ilk tecrübe olarak Nişantaşı gibi bir yerde bina yaparken, ekip ve tasarım gibi konularda zorlanmadınız mı?

Nişantaşı’nda 1 numaraydım. Neden 1 numara olursun? Yalan söylemezsin, hırsız olmazsın, işi gününde teslim edersin. İşin yüzde 80’ini kat karşılığı yapıyordum. Babadan dededen kalmış eski bir bina var. Kime yaptıralım? İbrahim Polat’a. Çağırıyorlardı, gidiyorduk, anlaşıyorduk 18 ay diyorduk, 14 ayda teslim ediyorduk. 1 binayı teslim ettiğiniz zaman her şeyini düşünürsünüz. İskanını alırsınız, suyunu, elektriğini, gazını, telefonunu bağlarsınız. Aradan 10 yıl geçer, binada arıza çıkar, ben hemen yaptırırım. Allah göstermesin; 2 kez deprem oldu. Biz bina yaparken 3 tane mimar koyuyoruz. Biri betonarme işlerine bakar, biri tesisat işlerine, diğeri mimari bölümüne... Marmara Depremi’nden sonra ’Bir kusur var mı?’ diye İstanbul’daki bütün binalarımızı gezdirdik, baktırdık Allah’a şükür hiçbir şey yok Bir çatlak bile yok Biz artık inşaat sektöründe bir markayız.

Otel sektörüne girişiniz nasıl oldu?

Benim mesleğim inşaatçılık Otelciliği bilmiyordum. Karar verdim; ’Bu işi öğreneceğim’ dedim. En basit noktadan başladım. Bulaşık nasıl yıkanır, tuvalet nasıl temizlenir, yatak nasıl, yemek nasıl yapılır? Hepsini 1 yılda öğrendim. Her şeyin başı idarecilik! İyi bir idareci olursanız, her işi çabuk öğrenirsiniz. Bakın benim gözümden bir şey kaçmaz. İnşaatta mimar bir köşede sabit durduğu zaman, ’Burada bir şey var’ derim. Hemen bulurum kusurunu! Otelde de öyle gezerim. Hiç kimsenin giremediği yerlere ben girerim. Her yeri, en alt kattan üst kata kadar gezerim. Biz yukarıda bir şey görmüyoruz. 3 kat aşağıya in, kazan dairesine bak! Bazı yabancı yöneticiler, akşam saat 5 oldu mu gider, sabah da 10’da gelirler. İşine her zaman sahip çıkacaksın.

Güne nasıl başlıyorsunuz?

07.00’de kalkıyorum, kahvaltımı ve sporumu yaptıktan sonra televizyonları seyrediyorum, 09.30’da çıkıp işe geliyorum.

Bugün birçok firma ihracat yapmaya çalışıyor. Dış dünyaya açılmak ne kadar önemli?

Şimdi az parayla dışarıda iş yapamazsın. Tek başına da bir şey yapamazsın. Hele benim gibi lisan bilmeyenler sakın ola dışarı çıkmasın. Artık eski hanımlar, eski erkekler yok. Eski hanımlar kocasının servetini gelirini giderini düşünürdü. Şimdi çok kazanıp çok harcarsan, çabuk batarsın. Kazanamadığın zaman ne olacak, nereden bulup da harcayacaksın? Ama gençlerin çoğu dinlemiyor, düşünmeden harcıyorlar.

Peki, siz şu an rahat harcayabiliyor musunuz?

Ben burada 20 gün seyahat yaptım. Cebimde 5 lira vardı onunla dışarı çıktım, 20 gün gezdim. Ben nereye gitsem masraflarım o şirkete ait oluyor. Şimdi bizim üst düzeydeki müdür 300 Dolar’lık otelde kalır, ben de 150 Dolar’lık otelde kalırım. Ben bugüne kadar first class’ta hiç kimseyi uçurmadım. Çok kolay para kazananlar çok kolay harcarlar. Biz zor kazanmışızdır zor harcıyoruz. Ben fuzuli masraf yapmaya acırım.

Yönetici olarak iletişime çok açıksınız. Kendi tecrübeniz açısından değerlendirdiğinizde, doğru olan yönetim tarzı nedir?

Bizde hiç kapalı bir şey yok, benim kapım, hep açıktır. Ben her yerde öyleyim. Niye kapalı olasın ki... Ölüp gittiğin zaman bu sırlan götüremezsin. Ben bu Eylül ayında çıkmak üzere, kendi hayatımın kitabını yazıyorum. Tecrübelerimi fayda sağlayacak herkesle paylaşmak istiyorum.

Çocuklarınız işin başında. Onları nasıl yetiştirdiniz?

Vallahi çocuklarım yeni sisteme göre yetiştiler. Aynı benim gibi çalışıyorlar. Ama ben sabah 9’da gelirim, onlar 10’da, 11’de... Batırırsa batırır, çıkarırsa çıkarır ama bunun için çocuklara hak vereceksin. Sorumluluk vereceksin. Borç: yiğidin kamçısıdır. Ama bu zamanda borçsuz para kazanmak makbuldür.

Bugün yine 16 yaşında bir İbrahim Polat olsaydınız, ne yapardınız?

Bir kere 8 saat az gelirdi, 18-20 saat çalışırdım. Bizim zamanımızda iş yoktu. Şimdi iş çok, para çok, çalışan yok.

Bu nasıl değiştirilir?

Hiçbir şekilde! Çünkü yanınızdakiler ’Ölene kadar seninle mi çalışacağım?’ diye düşünüyor. ’Müsaade et’ diyor; ’Ben kendi kendime batayım, kendi kendime çıkayım.’

Polat Holding için hayaliniz nedir? Çocuklarınızın ne yapmasını istiyorsunuz?

Aynı benim prensibimde gitsinler, kimsenin hakkını yemesinler, kimseye kötülük yapmasınlar. Allah doğru yoldan ayırmasın. İşlerine sahip çıksınlar, helal para kazansınlar. İyilik yaparlarsa da kendilerinedir."size ilginç bir anımı anlatayım: Amerikalı, dünyaca meşhur, 3000’e yakın oteli olan Marriott Grubu’nun başkanıyla buluşacaktım. O zatın 3000 oteli var, şirket merkezinde 5000 kişi çalışıyor. Saat 12:00’ye randevu verdi, 12’ye 3 dakika kala oraya geldi. Beni asansörde karşıladı. Ben ne olur ne olmaz diyerek ben 60 yıldır randevularıma hep 3-5 dakika evvel gelirim. Allah Allah Türkiye’de böyle adam var mı diye koluma girdi. Ben ona özel gümüş meyvelik yapıp yaptırıp götürmüştüm. Nedir bu? dedi. Sana hediye getirdim dedim. Bana dedi ki: “Sakın ha bana hayatını anlatma. Ben senin 60 yıllık hayatını Türkiye’de öğrendim. Dosyada yalnızca tek bir beyaz kağıt var. Yani hiçbir sabıkan yok” demek istedi. Onun için sana çok kıymet veriyorum’ dedi. Ben de ona şöyle cevap verdim; ’Öbür dünyaya gittiğimiz zaman, ben 2 otelin hesabını veririm, sen 3000 otelin!’ Adam şaşırdı, ’Ya sen çok antika bir adammışsın’ dedi.