Kobi Finans Dergisi:

Isparta Gülünü Dünya'ya Açıyor
Ilık bir ilkyaz günü, sabahın erken saatleri… Güneş, alabildiğine uzanan pembe tarlaların üzerinde göz kırpıyor… Yeni açmış gül yaprakları dikkatlice toplanıyor ve zamana karşı bir yarış başlıyor. Çünkü gül biraz nazlı… Hemen işlenmezse küsüyor, buruşuveriyor. Kamyonlarla getirilen gül yaprakları, büyük kazanlarda sıcak su ile buluşuyor ve sıkı sıkıya gizlediği yağını sıcak suya bırakıveriyor. İşte bu yağ, parfüm başta olmak üzere kozmetik sektörünün vazgeçilmez bir bileşeni oluveriyor.
Dünyanın en ünlü kozmetik markalarının da tercihi olan ve bu alanda en kaliteli güllerinin yetiştiği Isparta, önemli bir başarı öyküsüne de ev sahipliği yapıyor. 1954’de kurulan Gülbirlik, 8000 üretici ortağı ile dünya kozmetik sektöründe boy göstermeye hazırlanıyor. Dünyanın en büyük gül yağı üreticisi konumunda bulunan Gülbirlik, yıllık ortalama 7.000 ton gül yaprağını işleyerek, gül yağı ve gül konkreti (katı gülyağı) üretimi gerçekleştiriyor. 2000 yılında çıkarılan kanunla özerkleşen kurum, bir yandan dünyaya gül yağı ve gül konkreti satışı gerçekleştirirken, diğer yandan Isparta gülünü bir dünya markasına dönüştürmek için hummalı bir çalışma yürütüyor. Gülbirlik bünyesinde 2005’de kurulan Rosense A.Ş, parfümden cilt bakım ürünlerine, sabundan renkli kozmetiğe uzanan geniş yelpazedeki ürünleri ile 17 ülkeye ihracat yapıyor.
Hikayenin başına dönersek, Rosense’in üreticiler de dahil olmak üzere büyük bir ekibin başarısı olduğunu söylemek gerekiyor. Ancak Türkiye’den, daha doğrusu, Isparta gülünden dünya markası yaratma fikrinin babası, Gülbirlik Genel Müdürü Bolat Tamer… 1947’de Isparta’da dünyaya gelen Tamer, endüstri meslek lisesinden mezun olduktan sonra Ankara’ya gidip, Bayındırlık Bakanlığı’na bağlı olarak, inşaatlarda teknisyen olarak görev yapmaya başlıyor. Aslında mimarlık hayalleri kuran Tamer, Ankara’da özel mühendislik okullarının açılması ile bu hayalini gerçekleştirmeyi de başarıyor. Bir süre Antalya’da müteahhitlik yapan Tamer’in kaderinde Gülbirlik’in genel müdürlüğü olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira 3 kez görevden alınıp, tekrar atanmış. Tamer, bu süreci şöyle anlatıyor: “Askerden döndükten sonra Isparta’ya yerleştim ve 1984 yılında Isparta’nın Senirkent Belediye Başkanlığı için adaylığım gündeme geldi, başkan seçildim. 1989’da dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından, Gülbirlik’in genel müdür yardımcılığına atandım. Gülbirlik, o dönemde devlete ait bir kurum olduğu için yöneticiler atama ile geliyordu. 1991’de genel müdür oldum. Ancak 1992’de bazı nedenlerle görevden alındım. 2000’de dönemin hükümeti Gülbirlik’e tekrar atanmam için teklifte bulundu. Benim de yarım kalan projelerim ve hayallerim vardı. Örneğin kozmetik alanında kendi tesisimizi kurmak istiyordum. Göreve yeniden geldikten 8 ay sonra Türkiye’deki tüm birliklerin özerkleşmesi hakkında bir yasa hazırlandı. Bu aslında çok olumlu bir gelişmeydi ancak benden önceki genel müdür işe iade davası açmış ve kazanmıştı. Böylece bir kez daha ayrılmak durumunda kaldım. 1 yıl sonra çıkan yasa ile birilikte atama yetkisi yönetim kurullarına devredildi ve geçmişteki kozmetik projelerime inandıkları için, beni tekrar göreve getirdiler.”
Dönüm Noktası
Oldukça zor bir süreç yaşayan Tamer, hiç yılmadığını söylüyor ve projeleri için hemen kolları sıvıyor. Aslında o dönemde Gülbirlik’in kendi adıyla fason olarak ürettirdiği kremler, iç piyasada satılıyor. 1998’de kozmetik üretimine başlayan kurum, 2002 yılına kadar, krem, losyon, şampuan üretiminin yanı sıra fason olarak ürettirilen sabunla birlikte 4 kategoride 8 çeşit kozmetik ürününü, Isparta’da çok az kişinin bildiği küçük bir mağazada perakende satıyor. Ancak Tamer, gülde çok daha büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyor ve 2002 yılında İsviçre’ye yaptığı bir ziyaret, Gülbirlik’in de dönüm noktası oluyor.
Tamer, gülün potansiyelini nasıl fark ettiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Yurtdışına gittiğimde, bütün kozmetik ürünlerinde gül yağı kullanıldığını gördüm. Gül yağının sanayide kullanıldığını elbette daha önce de biliyorduk. Ancak bu kadar büyük bir pazar olduğunun farkında değildik. Türkiye’de gül yağı ve gül suyu daha ziyade hacıların kullandığı bir ürün olarak görülüyordu. Bu potansiyeli gördükten sonra ‘Neden biz de kozmetik de daha iddialı olmayalım ki’ diye düşündüm. İlk adım olarak da ürün gamını genişlettik, 16 kategoriye çıktık.”
Tamer, bir yandan üretim çalışmalarını yürütürken, diğer yandan gül ürünleri hakkında iç pazarda çok ciddi bir imaj sorunu olduğunu, yararlı özelliklerinin aslında hiç bilinmediğini fark ediyor. Bu sorunun üstesinden gelebilmenin ancak markalaşma ile mümkün olduğunu düşünen Tamer, ürünleri hem iç pazarda hem yurtdışında temsil edebilecek bir marka ismi üzerine çalışmalara başlıyor. Yurtdışı hedefleri de göz önünde bulundurularak, Rosense ismi bulunuyor. Zira Gülbirlik, telaffuzu oldukça zor bir isim… Rosense A.Ş., 2004’de Gülbirlik’e ait bir şirket statüsü ile faaliyetlerine başlıyor.
Tamer, Rosense A.Ş.’nin Türkiye’deki birilikler içerisindeki tek örnek olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Birlik için de özel bir şirket kurarak daha dinamik bir yapı elde ettik. Tabii bu özerkleşmenin bir sonucu… Zira birliklerin hareket kabiliyeti oldukça ağırdır… Bunun karşısında kozmetik, sürekli değişen bir sektör… Böyle bir sektörde dünyanın en kaliteli gül içerikli ürünlerini hayata geçirmek oldukça zorlu bir süreçti. 2005’de yoğun bir reklam kampanyası başlattık. Diğer taraftan, yurtiçi ve yurtdışı bayilikler ile satış ve pazarlama ağını kurmak için çalışmalarımıza hız verdik. Yönetimin bana verdiği destekle 8 kişilik kadromuz 66 kişiye çıktı. 40 ürün gamında 125 çeşit ürüne ulaştık. Bu ürünlerin içerisinde cilt, yüz, vücut bakımı, banyo ve parfüm grubu yer alıyor. Bugün Türkiye çapında 20 büyük hissedarla birlikte 60 satış mağazasına ulaştık. Yurtdışında ise bayilikler ve direkt satış mağazaları olmak üzere 17 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Kısa bir süre önce Yeni Karamürsel (YKM) ile de bir işbirliğine imza attık. Artık Tüm YKM’lerin kozmetik bölümlerinde uluslararası markalarla birlikte Rosense de yer alacak. Pilot uygulamayı Eskişehir, Isparta, Gaziantep ve Adana’da gerçekleştireceğiz. Bu marka bilinirliğimiz için çok büyük bir artı değer olacak.”
Japonlar’dan Gülsuyu Talebi
Kısa bir süre önce Almanya’daki satış mağazasının açılışını gerçekleştirdiklerini belirten Tamer, yurtdışında Rosense ürünlerine yoğun bir ilgi olduğunu söylüyor. İsviçre, Fransa ve Kanada’da da mağazaları olduğunu belirten Tamer, Amerika, Kore, Japonya, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Danimarka, Hollanda gibi önemli ülkelerde de bayilikler aracılığı ile faaliyet gösterdiklerini ifade ediyor. Yurtdışındaki rekabette ambalajın önemli bir unsur olduğunu belirten Tamer, Avrupa standardında ambalajlara geçiş için çalışmaların son aşamasına geldiklerini söylüyor. Bunun yanında yurtdışındaki eğilimlere göre, akla gelmeyecek ürünler de geliştiriyor: “Japonlar gülsuyunu şifalı bir içecek olarak tüketiyor. Boğaz anjinlerini, öksürükleri gidermek için, ufak poşetlerde günlük doz haline getirerek içiyorlar. Biz bu durumu Almanya’da da dile getirdik ve orada da böyle bir akım başladı.”
Patentli Gül Şurubu
Gülün tarih boyunca çeşitli medeniyetler tarafından şifalı bir bitki olarak kullanıldığına dikkat çeken Tamer, kozmetik dışında gıda ürünlerinde de iddialı olduklarını söylüyor: “Gıdada yine Rosense A.Ş. bünyesinde Sweet Rose markası ile üretim yapıyoruz. Ürün gamımızda lokum, reçel ve patentini yeni aldığımız, dünyada bir ilk olan gül şurubu bulunuyor. Gülün şifalı özelliğini göz önünde bulundurarak, böyle bir ürün geliştirdik. Gül şurubu sulandırılarak tüketilebiliyor. Bu alandaki inovatif yaklaşımımızı da her zaman koruyoruz. Örneğin reçellerde diyabet ürünlere başlıyoruz. Bu konuda patent çalışmamızı tamamladık. Diğer taraftan, yüzde 100 doğal içerikle üretime geçtik. Tüm dünya ekolojik akıma doğru hareket ediyor. Bizim de hedefimiz gıda bölümünü ekolojik konseptte devam ettirmek…”
Gül İçerikli Dezenfektan Geliyor
Tamer’in anlattıklarını dinledikçe gülün kullanım alanın kozmetik ve gıda ile sınırlı olmadığını da öğreniyoruz. Örneğin gül yağı, tıpta ve ilaç sanayide de yoğun olarak kullanılıyor. Tamer, bu konuda da yeni bir çalışma başlattıklarını belirterek, ürünle ilgili şu bilgileri veriyor: “Yeni bir el losyonu çıkarıyoruz. Bu ürün hem sert ve çatlamış ellerin yumuşamasını sağlıyor hem de antibakteriyel özellik taşıyor. Susuz olarak kullanıldığı için ayrıca kolaylık sağlıyor. Bu ürün bayilerimizin yanı sıra eczanelerde de satışa sunulacak. Özellikle bakterilerin yoğun olduğu kış aylarında korunmaya yardımcı bir ürün olacağını düşünüyoruz.”
Ağızdan Ağıza Pazarlama
Tamer, en büyük katma değerlerinin kaliteli üretim olduğunu ve gül ürünlerine olan önyargı kırılırsa Türkiye’de çok önemli satış rakamlarına ulaşılabileceklerini belirterek şunları söylüyor: “Ürünlerimizi bir kez kullanan vazgeçemiyor. Bizim için en iyi markalaşma yöntemlerinden biri de bu… Rosense tavsiye edilerek büyüyor. Ünlü tüketicilerimiz de var. Örneğin Nükhet Duru yıllardır Rosense kullanıyor. Henüz yolun başındayız. Çok genç bir markayız ancak emin adımlarla dünyaya açılmaya devam edeceğiz. Umuyorum ki 5 yıl içinde dünyada tanınan bir marka olacağız. Dünyada gül konseptinde 40 kategoride ürün çeşidine sahip olan başka bir şirket yok. Özellikle ambalajlarımızda yapacağımız iyileştirme ve geliştirmeler ile yurtdışındaki çalışmalarımızı hızlandıracağız.
Chanel’in Sırrı Gül Yağı
Ticari olarak gül yetiştiriciliği dünyada yoğun olarak Bulgaristan ve Türkiye’de yapılıyor. Gülden elde edilen en önemli ürün ise gül yağı… Dünya gül yağı ihtiyacının yüzde 65’ini ise Türkiye karşılıyor. Gül yağı özellikle parfüm sanayinde esansın tende kalmasını sağlamak amacıyla kullanılıyor. Bu nedenle “olmazsa olmaz” bir ürün. Hatta içeriğinde gül yağı barındırmayan ürünler parfüm olarak değerlendirilmiyor. 1 kg gül yağı elde edebilmek için ise yaklaşık 4 ton gül yaprağı kullanılıyor. Bu nedenle oldukça pahalı bir ara ürün… Türkiye’de Gülbirlik ve diğer yerli üreticilerin yanı sıra içlerinde dünyanın en ünlü parfüm ve kozmetik markası Chanel’in de bulunduğu 3 Fransız ve 1 Amerikan şirketin gülyağı tesisi bulunuyor.