Hayatı Çözdünüz mü?
Bundan uzun bir süre önce, bir arkadaşım bana “Uyku sorunum var” dedi: “Geceleri uyuyamıyorum, sabahları ise kalkamıyorum. Ben ofise gittiğimde, gün neredeyse yarılanmış oluyor. Vicdan azabı çekiyorum. Akşama kadar, herşeyi bir arada yapmaya çalışıyorum ama yetişmiyor. Sonra dostlarım arıyor, çıkıyorum, gece de onlarla birlikteyim. Eve döndüğümde ise uykuya geçemiyorum. Doktora sordum, çocukluğumla ilgili bazı sorunlarım olabileceğini söyledi…”
O, bugünkü yaşam trendlerini, ihtiyaçları ve beklentileri, uzun yıllar önce görüp, buna göre girişim yapan, başarılı olan, yaratıcı ve özel beyinlerden biri… Ya da uzatmadan anlatayım, güçlü bir vizyona sahip olduğunu, bunu işe dönüştüren azınlıktakilerden biri olduğunu söyleyelim. Zekası ve algısı farklı işliyor, oturduğu yerde de pek duramıyor. Tek sorun, herşeyi birlikte, aynı anda istemesi… Anlayacağınız, bugünlerde çoğumuzda olan türden! O anlatırken, iç sesim araya karışıyor: “Başarılı bir kariyer, büyüyen bir iş, profesyonel bir ekip, güçlü bir sosyal hayat, bol bol seyahat, keşifler, keyif… Hepsini birlikte yapamayınca huzur dengen bozuluyor, geceleri uykuların kaçıyor. Neredeysen, aklın o anda olamadığın yerde kalıyor. Eğer sosyal hayatın, dünyanın çeşit çeşit renginin tadını çıkarmak, bunlarla beslenmek, yaşadığını hissetmek istiyorsan, aynı zamanda işin için de büyük planların olmayacak. Kabul et! Sistem işleyecek, ama onu merkeze almayacaksın, büyük hayaller kurmayacaksın. Bak, işte o zaman da huzur kendiliğinden gelecek.”
Müthiş Formül
Aylar sonra bir organizasyonda gördüm. Kilo vermiş, gözlerine yeni bir ışık gelmiş. Ciddi ifadesinin yerinde ise kalıcı olarak yerleşmiş, gitmeyen bir tebessüm vardı… Şaşırdım; “Ne oldu sana böyle?” dedim. Dünyanın bir ucuna gidip, 3-4 hafta kaldığını söyledi. Sonra cebinden defterini çıkardı, yıl bitmeden, yapmak istediklerine dair, aldığı notları sıraladı; “Hayatı artık çözdüm, çok iyiyim” dedi. Evet, bence de, kesinlikle müthiş bir formül!
Sahi, siz hangi taraftasınız? Halinizden mutlu ve memnun musunuz? Bunu sorarken, amacım “iş-özel hayat dengesi” tartışmalarından birini daha açmak değil. Çalışırken çok daha fazla mutlu olan, hayattan böyle beslenenlerden de çokça var etrafımda. Onların hayatı kaçırdığına vurgu yapan dogmalara karşıyım. İnsanlara reçeteler halinde verilen “mutluluk ve denge” formüllerine de hiç inanmıyorum doğrusu... Bence eğer bir formül varsa, o da şu iki sorunun yanıtıdır: Nerede mutlusunuz? Peki şimdi, orada mısınız?
İşinizin esiri olmayı mı seviyorsunuz? Olun. Her kafadan bir ses çıkarken, telefonunuz susmazken mi rahatsınız? Bundan vazgeçmeyin. Her detayı bilince kendinizi iyi mi hissediyorsunuz? Bilin o halde… Üretim hattına, sahaya, müşteriye ya da personelinizin yanına gittiğinizde işinize hakim olduğunuzu mu hissediyorsunuz? Olun! İnanın, bunun işleri delege edememek ya da kurumsallaşamamakla hiç ilgisi yok. Dünyanın en başarılı şirketlerinin sahiplerinin ya da CEO’larının deneyimlerini okursanız, göreceksiniz; onlar da böyle yaşıyor, hatta ceplerinden bir not kağıdını da eksik etmiyorlar. Duş alırken, aklına gelenleri yazmak için, suya dayanıklı kağıt kullananlar olduğunu biliyorum…
İşkolikler Mutlu Olamaz mı?
Demek ki size hayatın zevk veren kısmı bu, orada olmalısınız… Size işkolik diyerek bundan kurtulma yollarını mı anlatıyorlar? Hayatın dengesini bulmanın yolu, örneğin deniz kenarında oturup kitap okumak mı? Tavsiyeleri bir kenara bırakın. Üç günlük tatil size yetiyor mu? Sonra sıkılıyor musunuz? O zaman dönün. İki hafta mı kaçmak istiyorsunuz, kaçın… Çocuklarınızla birlikte film izlerken mi mutlu oluyorsunuz? Öğle arasında sinemaya kaçarak mı? O halde bunları yapın…
Eğer siz, hayatın bu kıyısındaysanız, içinizi rahatlatacak bir şey söylesem? Uzmanlığım gereği, “iş özel hayat dengesini” kurduğunu söyleyen birçok insanla uzak yakın ilişkim oldu… Üst pozisyonlarda, sorumlulukları daha fazla olan birçok insanın, bu dengeyi kurmak adıyla işlerinden, ekiplerinden, sahadan nasıl uzaklaştıklarına da bizzat şahidim. Sahiden, bu aralar, ABD’de batan şirketlerin CEO’larının hayatlarına bir göz atma imkanınız oldu mu? Tavsiye ederim. Herşeyden öte, bu şirketlerde yetenek yönetiminde ciddi sorunlar olduğunu biliyorum… Kitaplarda, gazetelerde, dergilerde okuduğunuz başarılı insanların hiç, “iş özel hayat dengesi” ile ilgili bir öneri verdiğini hatırlıyor musunuz? Doğrusu ben de özellikle işi kurma aşamasında 7/24 çalıştığını söyleyen başarılı insanların öykülerinin neden bu kadar yüceltilirken, işkolik olma durumunun yerden yere vurulduğunu hiç anlamam. O insanlar işkolik değil miydi? Zaten birçok başarılı insan, aynı zamanda işkolik değil midir? Hayatın tadını çıkarmak için, bir kadeh şarapla, batan güneşi izlemek mi gerekiyor mutlaka?
Sözün özü, tek doğru yok, şablon modeller de yok… Bugün bulunduğunuz nokta, geçmişinizi temsil ediyor. İstisnalar hariç, mutlu olduğunuz ve tercih ettiğiniz noktadasınız… Koşmak istiyorsanız koşun, huzurlu bir hayat istiyorsanız, tercihinizi buna göre yapın. Aklınız çok çalışıp, kaçış dönemleri yaratmaktaysa, hayatınızı buna göre planlayın. Bu konuda kimseyi dinlemeye gerek yok. Siz, kendinizi dinleyin… Nerede mutluysanız, orada olun, o hayatı yaşayın…